100. Yaşa Can Verenlerden: Resim neyle devam edecek?

Türkiye Komünist Partisi geçtiğimiz günlerde memleketin ve dünyanın 500 farklı noktasında 100. Yılını kutladı. Bir asırlık partinin mücadele tarihinin gövdesinden,yanından, yöresinden tutmuş binlerce komünist emekçi var şüphesiz. İrfan Ertel bu koca tarihin omuz verenlerinin bir kısmı ile 100. Yaşa Can Verenlerden sergisi ile buluşturuyor bizleri.

Sergi Türkiye işçi sınıfının partili mücadelesinde doğrudan veya dolaylı emeğini katmış bugün hayatta olmayan kadroların bir kısmının portrelerinden ve haklarında temel düzeyde bilgi sahibi olabileceğiniz notlardan oluşuyor. İsminin 100. Yaşa Can Verenlerden olmasının temel nedeni çoğu aydın ve partilinin yaşadığı,mücadele verdiği dönemin ağır ve yıkıcı şartları nedeniyle büyük kazanımlar elde edilmesini sağladığı bu topraklara bir fotoğraf bırakamamış olmaları.

Yazının hemen burasında sanatsal bir değerlendirmenin haddim olmadığını yalnızca üyesi bulunduğum partimin tarihinin bu ihtişamlı sergilenişinden mutluluk ve onur duyduğumu söylemek isterim. Komünist bir kadın bir genç olarak sergiden iki önemli ayağı üzerinden bahsedeceğim.

Adımınızı atar atmaz Mustafa Suphi ve yoldaşlarının aydınlık yüzleri ile karşılanıyoruz. Türkiye Komünist Partisi’nin kurucu kadrolarının omuz omuza oldukları anlar resmedilmiş bu tabloda. 100 yıl sonra aynı kavgayı aynı kararlılıkla veren bizler için daha anlamlı bir karşılama düşünülemezdi.  Hemen yanı başında kendisinin katledildiği saldırıdan sağ çıkıp esir düşen,çeşit çeşit işkenceye maruz kalan Maria yoldaş yer alıyor.

Girişte bahsettiğimiz iki önemli ayağın birisinden tam da bu noktada bahsetmeliyiz. Sergi boyunca sosyalizm mücadelesine emek vermiş onlarca kadınla karşılaşıyorsunuz. 8 Mart 1921’de Ankara’da ilk emekçi kadın buluşmasını örgütleyen Rahime ve Cemile, Hulusi Dosdoğru ile ilk maden işçileri ve Halk sağlığı çalışmalarını yürüten Sabire Dosdoğru, sayısız işkenceye sonsuz direnç gösteren Zehra Kosova, “üzerimizde çok emeği olan” TİP üyesi Şekibe Çelenk, Behice Boran ve daha niceleri gözlerimizin içine umutla bakıyorlar. Tüm bu komünist kadınlar partili mücadeleye verdikleri emek, zorluğa gösterdikleri direnç ile bizlere bugün tüm sorumluluklarımızı hatırlatmak ile kalmayıp parti tarihi boyunca emek vermiş binlerce kadını temsil ediyorlar.

Sergide yer alan portrelerin önemli bir çoğu gözlerimizin içine gülümseyerek bakan komünistlerden oluşuyor. Sevgili İrfan Ertel’e bunun nedenini sorduğumuzda bu durumun bilinçli bir tercih olduğunu; komünistlerin hangi şartlarda mücadele verirlerse versinler onların sosyalizmin gülen yüzleri olduğunu, umudun dönem ve şart fark etmeksizin kaybedilmeyeceğini göstermek istediğini söylüyor. Tam bu esnada 1946 tevkifatında işkence sonucu hayatını kaybettiğinde henüz 2-3 yaşlarında olan evladından bulunan bir partilinin fotoğrafının resmedildiği tabloyu görüyoruz.                            

“Umudu, mücadeleyi yok edemiyorlar; o 2-3 yaşlarında ki çocuklar muhakkak büyüyorlar işte…”

Sergiyi okurken kavranıp ders çıkartılması gereken iki önemli husus ise gençliğin Türkiye işçi sınıfı mücadelesinde üstlendiği görev olarak karşımıza çıkıyor. Üniversite yıllarında dönemin turnusolü olarak değerlendirilebilecek olan Tan gazetesi, bizlere 15-16 Haziran deneyimini kazandıran DİSK ve Türkiye işçi sınıfı mücadelesinde önemli mevziler edinilmesini sağlayan TİP içerisinde görev alıp mücadele vermiş çokça öğrenci çıkıyor karşımıza. Belki de bu yüzden sergiyi gezerken en çok bizim için anlamlı olduğunu düşünüyoruz. Sınıf mücadelesi yoktan var edilmeye çalışılırken de,umut verici kazanımlar elde edilirken de, kazanılmış kimi değerler kaybedilmeye başlanırken de büyük bir kararlılıkla mücadele vermiş bu memleketin gençleri.

Yazıda tüm bu bileşenlerden bahsetmek hem imkansız hem de haksızlık olacağından yalnızca Türkiye Komünist Partisi’nin elle tutulur gözle görülür tarihinde gençliğin nereye oturduğunu anlamak için çok önemli bir fırsat olduğunu söylemek gerekir bu serginin.

Sergi boyunca memleketin işçi sınıfı mücadelesinde önemli eşik noktalarının da resmedildiğini görüyoruz. Saraçhane Mitingi, 15-16 Haziran deneyimi, Tekel direnişi, Gezi ve burada sayamadıklarımız…

Serginin sonunda bugün ne kadar kıymetli bir mücadeleyi ne kadar kıymetli insanlarla yürüttüğümüzü görüyoruz. Emek geçidi bizlerin omuz omuza mücadele verme şansını elde ettiği sosyalizmin iki gülen yüzü ile sonlanıyor. Hemen ardından ise resmin ne ile devam edeceğini soruyor ressam.Bir sonraki tablosunu yaparken yalnız değil sevgili İrfan Ertel. İşçi sınıfının ellerinde yükselen iktidarının tablosu bugünün gençlerinin, emekçilerinin kadınlarının; Mustafa Suphi’nin, Behice Boran’ın, Şekibe Abla’nın, Mustafa Ağabey’in elleri ile yapılmış olacak. Sözümüz söz!

Eda Çukadar