1889’dan 2020’ye Mücadele Sürüyor

Dünyada işçiler 8 saatlik çalışma hakkını ilk kez (71 gün süren Paris Komünü deneyimi hariç) 1888 yılında İngiltere’de kazandılar. Marx’ın kızı Eleanor’un başlattığı gaz işletmesi işçilerini kapsayan grevle birlikte İngiliz emekçileri tarihsel haklarını elde ettiler. Ancak, bu hak sadece mücadelenin yükseldiği belirli fabrikalarda elde edildi. Gaz işletmesi patronu, işçilerin grevi karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. Günlük çalışma saati 8 saate düşürüldü ve her vardiya için ücretler 6 pens artırıldı. Bu büyük kazanım birbiri ardına gelecek yeni mücadeleleri doğuracaktı.

8 saatlik iş günü kazanımı sonucunda yeni bir sendika kuruldu. Sendikanın merkez komite üyelerinden birisi Eleanor’du. Bir yıl içinde sendika İngiltere ve Kuzey İrlanda’da yüz bin civarı emekçiyi bir araya getirdi. Sendikada kadın seksiyonları da kuruldu. İngiltere’de emekçi sınıfların durumu, sosyalizmi işaret ediyordu.

Almanya’da, sosyalistlerin güçlenmesi sonucunda çıkartılan Anti-sosyalist yasa; örgütlenme faaliyetlerini kısıtlıyor, yayın organlarını yasaklıyor ve yöneticilerini cezalandırıyordu. Almanya Sosyal Demokrat Partisi, sonuç olarak yarı illegal örgütlenmeye geçti. 1878 yılında çıkan yasa, ters teperek sosyalistleri güçlendirdi. Yasanın bıraktığı tek hak seçime girme hakkıydı. Bismarck hükümeti, çıkarttığı yasaya çok güvenmiş olacak ki böyle bir hakkı yasaklamadı. Seçimlerde oyların düşmesi ve partinin güç kaybetmesi bekleniyordu, tam tersi oldu. Parti 1890 yılında yapılan seçimlerde %19,7 oy alarak kitleselleşmeyi sürdürdü.

Fransa’da muhafazakarların adayı General Boulanger’ın popülaritesi gitgide artmaktaydı. Tam da bu süreçte Fransız asıllı Kübalı Lafargue ve ateşli konuşmacı Jules Guesde öncülüğünde Fransa’da işçi sınıfının partisi henüz filizlenme döneminde de olsa güçlenmekteydi. Guesde hakkında burjuvazi “kolektivizmin engizisyon yargıcı” diye bahsederdi.

Uluslararası Sosyalist İşçiler Kongresinin hazırlıkları bu koşullar altında başladı.1 Kongrenin tertip komitesinde Marx’ın kızı Laura Lafargue ve Clara Zetkin bulunuyordu. Kongreye az bir süre kala Possibilistler adını taşıyan bir grup ayrı kongre toplama kararı aldı.

Kongre öncesi, şubat ayında, Lahey’de yapılan konferansta üç sorun ele alınıyordu: Uluslararası işçi yasası, proleteryanın durumunun gözden geçirilmesi, yasaları uygulatmanın yolları ve araçları. Bu konferansta Possibilistler de vardı. Engels’in yaptığı öneriler kabul edildi. “Düşmana attırılmış bir geri adım ve gelecekti kazanımların temeli olarak değerlendirin… Mücadeleyi yarı yarıya kazanmış sayılırsınız.” diyecekti Engels konferans sonrasında.

Possibilistler kesin bir şekilde kararları reddettiler. Kongrenin güç kaybetmesinden korkan Wilhelm Liebknecht, kongreyi bir yıl ertelemeyi önerdi. Engels’in tepkisi büyük oldu. Lafargue’a mektubundaki şu satırlar kongrenin önemini anlamamızı sağlıyor: “Bu kongre, size gerekli! Yoksa uluslararası arenada yıllarca esamemiz okunmayacak.”

Engels’e göre Possibilistlerin zaferi tüm işçi partilerini yok olmaya kadar götürebilirdi. Tek bir halkanın kopması bir çöküşü peşinden getirebilirdi. Sosyalistlerin mücadelesi büyük yaralar alabilirdi.

Kongre tarihi, Fransız devriminin işaret fişeği olan Bastille’e hücumun, yüzüncü yılı olan 14 Temmuz olarak belirlendi.

Possibilistler’in yaratacağı yıkımı gören bütün sosyalistler yek vücut haline geldiler. Kongreye katılan bir delege şu notu düştü: Böylece, Uluslararası İşçiler Kongresi’nin şimdiye kadar yapılmış olan en uyumlu, en benzersiz, en güç verici konferanslarından birisi sona erdi. Kongre, 14 farklı milletten 612 delegeden oluşuyordu.2

1889 yılında büyük kongre düzenlendi. İçeriği kadar tarihsel önemi de çok büyüktü. Komünistlerin gücü her geçen gün artarken reformist Possibilistler bu kitleselleşmeye büyük bir darbe vurmaya hazırlanıyordu. Bu darbe, işçi sınıfının ve diyalektik materyalizmin gücüne yaslanılarak çok iyi püskürtüldü.

Engels’in notu kongrenin önemini çok iyi özetliyor. İnsanlığın ayağa kalkışının, büyük mücadelesinin başlangıcının, yüzüncü yıl dönümünde, ileriye dair çok önemli kazanımlar elde edildi.

Kongre sonrası çok şey değişti. Okurken dikkat edileceği üzere komünist hareket çok parçalıydı. Bu kongreden sonra komünistler yek vücut haline geldi. Kongreden sonra artık komünist demek örgütlü Marksist demekti.

Ateşi Çalmak kitabından bir alıntı yaparak bu kısmı bitirmek faydalı olacaktır:

“Polonyalı delege, Mitskieviç’in şiirini Fransızca okuyarak bitirdi konuşmasını:

Henüz Beşikte bir çocukken ejderhanın başını koparan,

Gençliğinde bir masal devini boğar.

Bu kongreden önemli kazanımlarla ve sağlam bir omurgayla çıkan komünist hareketin yolu 1917’de Büyük Ekim Devrimi’ne kadar uzandı. 1889 Kongresi’ne kadar komünist hareket tek bir partideydi fakat içerisinde faklı grupları barındırıyordu. Kongre sonrası dönemde ayrı gruplar, kendi partilerini kurmuş oldu. Yani parti demek aynı programa örgütlü olmak demekti. Kongre öncesi dönemde, farklı gruplar (Possibilistler, Anarşistler) hiçbir zaman çoğunluk sağlayamadığı için, içeride çok büyük etkiler yaratamadılar. Bu kongrenin etkisi yıllarca sürdü, artık komünistler parti gibi parti olabildi.

Ekim Devrimi dünyada bambaşka bir sürecin kapısını açtı. Bu sürecin kapısını açan Bolşevikler, pergel misali omurgasını Marxizme çaktı ve kalemini çevresinde dolaştırarak örgütlendi. Teorik olarak gelişen partinin, gövdesi büyüdü; gövdesi büyüdükçe daire genişledi.

Ekim Devrimi’yle birlikte artık sosyalizm dünyada somut olarak bir devlet tarafından temsil edilir hâle geldi. Komünist partilerin henüz tam anlamıyla kurulamadığı, tam anlamıyla burjuva iktidarından bahsedemeyeceğimiz ülkelerin, komünistleri bu ihtiyaç doğrultusunda Doğu Halkları Kurultayı olarak 31 Ağustos 1920’de Bakü’de toplandı.

1891 kişinin katıldığı kurultayda 1200 civarı Marksist (teorik gelişkinlik olmasa bile) vardı. Türkiye’den (Anadolu) 105 delegenin katılım sağladığı kurultayda, 74 delege ile birlikte 10 Eylül 1920’de Türkiye Komünist Partisi kuruldu.

74 kişilik bir çekirdekle başladığımız mücadele, her dönem baskılara ve burjuva medyasının yalanlarına mâruz kaldı. Uzunca bir süre illegal faaliyet sürdürdü. İllegal olması örgütlenmenin önüne geçebilse bile fikir olarak hep var oldu. 1970’li yıllarda kitleselleşen parti, 12 Eylül faşizmi ile tekrar geriye düştü. Baskının ve yasakların hepsine rağmen komünizm fikriyatı hep güncel kalmaya devam etti. Türkiye’den Türkiye Komünist Partisini silemediler.

2002 yılında parti, yasal olarak siyaset sahnesine dönüş yaptı. Bu cesur ve tarihsel adımın üzerinden 18 yıl geçti.

Şimdi 2020 yılındayız. Parti kurulalı bir asır oldu. 1889 yılındaki gibi biz de 100. yılın önemini kavrayarak bir kongre sürecine giriyoruz. Sınıf savaşımının yükseleceği gün gibi aşikâr. Sınıfın, öncüsünün gücüne olan ihtiyacı her geçen gün artıyor. Sınıf, öncüsü ile buluşuyor.

Bugün, bu kongreyi yaparken 1889 yılında yapılan kongrenin önemini vurgulamak, bize bırakılan mirası selamlamak gerekiyor. Engels’in, “Düşmana attırılmış bir geri adımı ve gelecekti kazanımların temeli olarak değerlendirin…” Sözünü tekrar hatırlamak ve geleceğe bırakacağımız kazanımların altını çizmek gerekiyor.

Mahir Bayram