Asya’da Leninizm İzleri: 1922 Uzak Doğu Konferansı

Rus-Japon Savaşı’nın galibinin Japonya olmasıyla birlikte tarihte uzun bir zaman sonra ilk defa Avrupalı olmayan bir ülke, Avrupalı bir ülkeye karşı savaş kazandı. Sonraki yıllarda Japonya, geç kapitalistleşmesi ve kaynaklarının sınırlı olması sebebiyle bölgede saldırgan bir politika yürüttü. I.Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletleri’nin yanında savaşarak Pasifik’te ve Çin’de bulunan Alman sömürgelerini işgal etti. Savaşın ardından Çin ve Japonya arasında ‘’Shandong Problemi’’ başladı. Bu durum Japonya’nın sömürü politikalarında giderek agresifleşmesinin bir sonucuydu. Tabii ki Avrupalı devletler Japonya’nın bununla yetinmeyeceğini tahmin edebiliyorlardı. Ayrıca Uzak Doğu’daki sömürgelere olası bir Japon saldırısı, coğrafi sebepler vb durumlardan dolayı onlara çok pahalıya patlardı. Bunun için 1921-1922’de Washington’da bir konferans düzenlendi. Konferansın temel sâiki bölgede Japon nüfuzunun sınırlandırılıp kontrol altına alınmasıydı. Yapılan anlaşmalar sonucunda Japonya’ya güvenlik garantisi verildi. Bu garantiyle birlikte Japonya’nın bölgede gerçekleştirdiği ihlaller de zımnî bir onay aldı. Komünistler, Uzak Doğu’da çıkabilecek olası bir kargaşada ölenlerin yine Uzak Doğulu olacağının bilincindeydi. Bu sebeple Uzak Doğu’nun dışsal öznelerinin kendi aralarında gerçekleştirmiş olduğu paylaşıma karşı halkları temsilen Komintern bayrağı altında bir konferans gerçekleştirdiler. Konferansta olası bir emperyalist savaşa karşı, devrimcilerin nasıl mevzileneceği tarif edilerek Washington’da yapılan paylaşıma cevap verildi. Konferanstan önce bu ülkelerde tabii ki belirli bir mücadele zemini vardı. 1921’de Moğolistan’da bir devrim gerçekleşmişti, 1914’te Henk Sneevliet ve yoldaşları Endonezya’da komünist bir örgütlenme kurmuştu vs. ama bu toplantıyla birlikte ilk defa bölge proletaryası ortak düşmana karşı ortak bir mücadele hattı belirlenmişti. Aşağıdaki yazı Japonya temsilcisi olan Sen Katayama’nın Moskova’da yazdığı konferans değerlendirmesidir:

Uzak Doğu Komünist ve Devrimci Örgütleri İlk Kongresi

Şubat 1922, Moskova

Uzak Doğu’nun devrimci ve komünist örgütlerinin temsilcileri ilk defa Kızıl Moskova’da ve Petrograd’da bir araya geldiler. Komünist Enternasyonal’in davetine iştirak eden örgütler bu çatı altında birçok konuyu tartıştılar ve belirli kararlar aldılar. Kapitalist dünyanın, Uzak Doğu’yu sömürmek için yaptıkları Dört Güç Paktı kapsamında yapılan geçici anlaşmalara karşı bu kongrenin varlığı çarpıcı şekilde önemlidir. Bugün Japonya’nın emperyalist planları uğruna ve Uzak Doğu’yu sömürmek isteyen Batılı güçlerin kışkırtmasıyla, sömürülen emekçiler birbirlerine kırdırılmaktadır.

İlk kongrede asli olarak katılımcılar Çin, Kore, Japonya, Moğolistan ve Java’dan geldi. Ayrıca Hindistan, Fransa, Almanya, Amerika ve tabii ki kardeşçe bize evini açan Rusya da kongrede asli olarak olmasa da yoldaşça yer aldı. Böylece bu kongreyle birlikte doğunun ve batının işçi ve köylüleri Komünist Enternasyonal’in büyük bayrağı altında toplanmış oldu. Uzak Doğu’nun emekçilerini temsil edenlerin ilk toplantısının işçi ve köylülerin cumhuriyetinde yapılmasının en büyük sebebi kendi ülkelerinde böyle bir toplantı yapma özgürlüğüne sahip olmamalarıdır. Böyle bir toplantı yapmayı arzu etseler bile kapitalizmin son dönemde Washington’da Uzak Doğulu emekçilere yönelik yaptığı anlaşma gibi bir baskıyla/engellemeyle karşılaşmaları muhtemeldir.

Peki, bu kongrenin hiç başarısı var mı?

Günümüze kadar Uzak Doğu ülkelerinin proleterleri, yaşananları yalnızca kapitalizmin ve emperyalizmin milliyetçi sloganlarının dumanı altında yorumlama imkânı buldu. Bu sebeple de Japonya’nın emperyalist çıkarları doğrultusunda birbirleriyle savaşmaya zorlandılar. Proleterlerin tümü kendi ülkelerindeki kapitalistler tarafından dar bir milliyetçi bakış açısıyla yanıltıldı. Bu sebeple proleterler asıl düşmanı fark edemediler. Bir ülkenin proletaryasının düşmanı başka bir ülkenin proletaryası değil, kendi ülkelerinin kapitalistleri ve emperyalistleridir.

Kongrede farklı ülkelerin katkılarıyla hazırlanan raporların tümü göstermektedir ki; Uzak Doğulu emekçilerin refahının en büyük düşmanı bugünkü Japonya’dır. Kan emici Japon emperyalizmi Kore’yi yakıp yıkıyor ve fakir köylülere yeryüzündeki cehennemi yaşatıyor. Diğer taraftan Çin ise dünya emperyalizminin avı hâline geldi. Çin kapitalistleri ve Tu-chunlar fakir işçileri ve köylüleri sömürebilmek için emperyalizmle işbirliği yapıyor. Feodalizmden ve dinden kendisini henüz kurtarmış olan Moğolistan ise Çinli ve Japon kapitalistler tarafından tehdit ediliyor. Bütün bunların yanında Japon işçi ve köylülerinin durumu da diğerlerinden daha iyi değil. Siyasî ve ekonomik olarak ezilmeleriyle birlikte kendilerine ait örgütlenme ve grev yapma hakları bulunmuyor.

Bu kongreyle birlikte Uzak Doğu’nun emekçileri birbirlerini anlamak için yüce bir fırsata sahip oldu. Görülen o ki bu fırsat iyi de değerlendirildi. Kongrede tezler, taktikler ve kongrenin manifestosu çok tartışılmadan kabul edildi. Yoldaş Zinovyev, tüm kongreye karşı uluslararası durum hakkında bir konuşma yaptı. Uzak Doğu meselesini ve Washington Konferansı’nı gözden geçirerek Uzak Doğulu emekçilerin yardımı nerede aramaları gerektiği konusunda ve kendilerini ulusal ve uluslararası alanda nasıl örgütlemeleri gerektiği konusunda akılları netleştirdi.

Washington Konferansı ile birlikte Kore, Japon emperyalizmine tamamen teslim edildi. Ayrıca bilinçli ya da bilinçsiz olarak Uzak Doğu proletaryasına bazı Çinli politikacıların düşündüğünün aksine Dört Güç Paktı’nın Çin’in yararına olmadığını da gösterdi. Şunu netleştirelim: emperyalist güçler her şeyden önce Çin’i sömürmek istiyor.

Buna rağmen birçok doğulu politikacı, Başkan Harding’in Washington Konferansı’nın kendileri için yararlı olabileceğini düşünerek hacca gider gibi Washington’a gittiler! Uzak Doğu emekçilerinin gerçekleştirdiği kongre sayesinde Washington’ın amacı ortaya çıkmıştır. Uzak Doğu proletaryasının ve tüm dünyanın umudunun Washington, Londra veya Cenova’da değil, Moskova’da olduğu konusunda da ortaklaşılmıştır.

Japonyalı proleterler, Koreli ve Çinli proleterlerle bir araya gelip Uzak Doğu’daki durumu incelediğinde kendilerinin de kapitalistler tarafından aynı onlar gibi sömürüldüklerini kolayca anladılar. Koreli işçilerse asıl düşmanlarının Japon emekçiler olmadığını, evlerini yakıp yıkan Japon kapitalistlerin asıl düşmanları olduğunu anladılar. Benzer bir durum kötü niyetli milliyetçiler tarafından Japon halkına düşman edilmek istenen Çinli işçiler için de yaşandı. Çinli işçilerin ve köylülerin nefret etmesi gereken Japon proleterleri değil Japonya’nın egemen sınıfıdır. Çinli, Japon veya Koreli hepsi kapitalizm tarafından ezilir. Aslında düşman edilmek istenen bu halklar birbirlerine kardeş ve yoldaş olmalıdır.

Moskova ve Petrograd’da toplanan Uzak Doğu’nun emekçileri emperyalizme karşı önce ulusal daha sonra uluslararası büyük ve devrimci bir orduyla mücadele edilmesi gerektiğini ortaya koydular. Çin, Kore, Moğolistan, Java ve Japonya proletaryaları emperyalist bir savaşta birbirlerini boğazlamanın anlamsız ve büyük bir hata olacağını fark ettiler. Fakat hepsi de yakın tehdit olarak Japon emperyalizmine karşı ortak bir mücadelenin gerekliliğini belirttiler.

Bu kararı tabii ki Japon proleterleri de kabul etti. Emperyalizm yok edilinceye kadar Uzak Doğu’da hiçbir proleter barış ve kurtuluşu elde edemez. Bu motivasyon, kongrede defalarca kez tekrarlandı.

Elbette stratejiler ortaklaşsa da taktikler hareketin doğası gereği ülkeden ülkeye değişmektedir. Korelilerin şu ana kadar ki tepkileri milliyetçi ve temelde bağımsızlıkçı olmuştur. 1919’daki büyük ayaklanmalar ve Koreli askerlerin Sibirya’nın işgalinde Japon emperyalizmine karşı olan tutumu Koreli devrimcilere paha biçilemez deneyimler ve dersler verdi. Kore Komünist Partisi henüz zayıf ve Kore’nin devrimci hareketine öncülük edemiyor. Bu kongreyle birlikte Kore’nin bağımsızlığı için Japon emperyalizmine darbe vurulması gerektiği ve bunu yapmanın en iyi yolunun Uzak Doğulu komünist partilerin önderliğinde buluşulması gerektiği açıkça dile getirildi.

Kore gibi Çin de tarımsal ve büyük ölçüde feodal bir ülkedir. Çin’in nüfusu büyük ölçüde fakir köylülerden oluşmaktadır. Fakat Çin’in sanayi devrimini yapmaya başlamasının doğal bir sonucu olarak Çin’de proletarya yeniden biçimlenmeye başlamıştır. Bir diğer yandan da Çin’de hâlâ 1911-12 devrimci döneminin açık yaraları kabuk bağlamış değil. Henüz istikrarlı bir hükümet kurulamadı. Pekin iflas etmiş durumda ve borçlu olduğu ülkeler tarafından yönetiliyor. Sun Yat Sen hükümeti ise henüz zafere ulaşmış değil. Emperyalistler tarafından yönetilen Pekin’in Sun Yat Sen’i ezmesi mümkündür. Çin’in yakın geleceği için ihtiyaç olan tek şey, ülkenin devrimci hareketini ileriye taşıyacak olan güçlü bir komünist parti ve devrimci güçlerin birliğidir. Kongrede de ifade edilmiş olduğu gibi Çin’in emekçileri Japon mallarını boykot ederken emperyalizme karşı birleşeceklerdir.

Kongrede temsil edilen ülkelerin hepsi Uzak Doğu’daki devrimci hareketin ana amacında ortaklaştı: Kapitalizmi ezmek. Şüphesiz ki bu görev Kore, Çin ve Moğolistan’da Japon emperyalizmine karşı savaşın başlamasıyla başlayacaktır. Kendi kapitalizmi tarafından ezilen Japonya hariç bütün Pasifik Adaları ve sömürüye maruz kalan ülkeler emperyalizmi kovmayı ilk hedef olarak dile getirdi. Uzak Doğulu emekçilerin kongresi her şekilde bir başarıdır. Washington’da emperyalist soyguncuların Dört Güç Paktı ile kendi aralarında yaptığı geçici ateşkes herhangi bir temel sorunda ortaklaşmadıklarını gösteriyor. Bu anlaşmanın taraflarının çıkarları birbirlerine zıttır. Fakat şu anda savaşın uzaması sebebiyle yıpranmış durumdalar ve savaşa devam edemezler. Uzak Doğu’yu kendi aralarında paylaşıp sömürerek bir sonraki savaşa hazırlanmak istiyorlar. Kapitalistler kendi zayıflıklarını uluslararası anlamda ortaya koyarken Uzak Doğu’nun emekçileri en ufak bir tereddüt duymadan görüş ve düşüncelerini beyan etmek için Komünist Enternasyonal’in kızıl bayrağı altında birleştiler ve birbirlerinin elini tuttular. Uzak Doğu’nun emekçileri için dünya kapitalist güçlerinin kendi ekonomik baskısı altında nasıl hızla parçalandığını gösterecek olan program ve taktikleri tartışarak formüle ettiler. Ayrıca Uzak Doğu’nun proleterleri, ilk kez Komintern’in bayrağı altında Batı proleterleri ile birleşti. Kapitalistler kendi aralarında böyle bir birleşmeyi sadece düşmanca yapabilirler. Nitekim, Konferansları da bu şekilde oldu.

Moskova’da başlayan ve Petrograd’da son bulan kongre dünya devrimci hareketi tarihi için önemli bir olaydır. Uzak Doğulu işçiler bu kongrenin ardından emperyalizme karşı savaşım için demir bir irade kazanımıyla evlerine döndü. Biz Doğulu ve Batılı işçilerin tek bir düşmanı vardır ve buna karşı da tek bir bayrağımız vardır. O bayrak Komünist Enterasyonal’in dünyanın tüm proletaryasını birleştiren kızıl bayrağıdır!

 İngilizce metin: International Press Correspondence, Vol. II No. 15, 24 February 1922, pp. 105–106.

İngilizceden Çeviren: İbrahim Can ERASLAN