228 YIL ÖNCEKİ İDAM

Bundan tam 228 yıl önce, dünya geri dönülemeyen bir kırılmayla sarsıldı. 21 Ocak 1793 günü; kanı asaleti simgeleyen Fransa kralı XVI. Louis, giyotinle “vatan hainliği” suçundan idam edildi.

Döneme dair bir portre çizmek gerekirse; Fransa ihtilâlden beri, 1791 yılına girerken kralcı Katolikler ile Protestanlar arasındaki bir dizi çatışmaya sahne olmuştu. Çatışmaların temel sebebi laiklikti. Kurucu Meclis kilise mallarına el koymuş ve devletin resmî bir dini olmadığını ilân ediyordu. Lakin meclis sınırlı monarşiyle idare edilmeye devam ediyordu. 

VERANNES’DE GERİ ADIM

Kral, meclisi ortadan kaldırmak için kralcı Brouille ordusuna katılmak üzere bir gece vakti kaçmayı planladı. Lakin beklediği atlılar 5 saat geciktiğinden ve kralın tanınmasından mütevellit köylerden gelen ulusal muhafızlarla Paris’e geri dönmek zorunda kaldı. Bu olay tarihte Verannes Olayı olarak ismini alacaktı. Başta kral ve kralın atadığı bir meclis başkanı mevcuttu. Gruplar arasında, kralın kalmasını savunan burjuvalar, sokağı tutan Jakobenler ve Cordieler vardı. Kralın yönetimden atılması ve cumhuriyetin ilân edilmesi için meclise bildiriler yayınlayan Jakoben ve Cordieler halkı ayaklandırıyor, Paris’de eylemciler kurşuna diziliyordu. Cordieler Kulübü kapatıldı. 

Kral bu olaydan sonra kurucu meclisin dayattığı 14 Eylül 1791 yılında ulusa bağlılığını ilân eden bildiriye imzasını atacaktı. Kral ve ulus bütünlüğü sağlandı, cumhuriyet fikri hâlâ üstün gelememişti. Lakin Jakobenler krallığın yok edilmesi için fırsat kolluyor olacaktı.

YENİ YASAMA MECLİSİ ve AVUSTURYA İLE SAVAŞ

Yeni Yasama Meclisi açılırken meclisin sağ grubu Feuillant Kulübü, sol grubu ise Jakobenleri temsil etmekteydi. Ortada ise bağımsız 300 milletvekili bulunmaktaydı. kral ve kraliçenin meclisi yıkabilmesinin tek yolu bir savaşa katılmak olacaktı. İşin garip tarafı ise bunu bir yurtseverlik olarak gören Feuillantlere, Jakobenler de destek veriyordu. Bu durumun monarşiyi tekrar canlandıracağını görebilen tek kişi Robespierre’den başkası değildi. Avusturya kralı II. François’in, Alman prensliklerinin Alcase’deki haklarını geri istemesi üzerine mecliste sadece 7 üye savaş kararına hayır oyu veriyordu. 

Lakin amaç en başından beri Robespierre’in gördüğü gibiydi. Belçika sınırından geçer geçmez Fransa Ordusu geri çekilmek zorunda kalıyordu. Üst düzey yöneticilerin düşman ordusuna haber uçurduğu algısı mevcuttu. Şüpheler doğru çıkıyor, Kraliçe Maria Antoinette düşmana gizli bilgiler gönderiyor, Kral XVI. Louis karşı-devrimcileri komuta kademesine atıyor, General La Fayette Avusturya Ordusu’na, Jakobenleri hizaya getirmek için Paris’e girilmesini teklif ediyordu. 

Meclis, bu duruma şiddetle karşı çıkmaya başlamış, veto hakkının kraldan alınması ve karşı-devrimin derhâl tasfiye edilmesi konusunda ısrar etmekteydi. Kral bu duruma karşı, kendine yakın olan Feuillantler’i bakanlığa atadı. 20 Ağustos’da halk bu duruma karşı örgütlenip meclisi bastı. Kafasında kırmızı şapkalarla, Kahrolsun Veto! Diye haykıran Parisliler kralı protesto ediyordu.

Jakobenlerin beklediği fırsat gelmiş ve kralı hain ilân etmişlerdi. Bu durumda kral yanlıları da örgütlenmeye başlamış ve Fransa büyük bir iç savaşa daha sürükleniyordu. 11 Temmuz’da Brissot meclis kürsüsünden, “vatanın tehlikede olduğunu” ve “birçok askerî birliğin sınırlara doğru ilerlediğini” ilân etmekteydi. Halkta müthiş bir monarşi karşıtlığı örgütleniyor, dehşetli kalabalıklar karşı-devrimi bastırmaya gönüllü oluyordu. 

KRALIN TAHTTAN İNDİRİLMESİ

Jirondenler kitlelerin radikalliğinden korkuyor, Montagnardlar (dağlılar) ile aralarında anlaşmazlıklar ortaya çıkıyordu. Bu sürede savaş devam etmekteydi. Montagnardların öncüleri ise Robespierre, Hebert ve Danton’dur. Jirondenlerin amacı hemen iktidarı almak ve kitlelerin öfkesini azaltmaktı. Nitekim 10 Temmuz 1792’de istifa eden Feuillantlerin boşluğunu dolduracaklar ve halka ihanet edip kralla anlaşacaklardı. Jirondenler sistemin ayakta kalması için diretiyor, kralın da idarenin içinde yer almasını sağlıyordu. Bu durum halk tarafından hoş karşılanmıyor ve Jirondenlerin halk desteğinin içini boşaltıyordu. 

14 Temmuz bayramı için taşradan gelen federelerle birleşen Jakobenler ve Cordelier de 500 kişiyle La Marseillaise söyleyerek devrime eşlik ediyordu. Kral ve kraliçe, krala karşı ayaklananların öldürüleceğine dair bildiriler yayınlıyordu. Robespierre, 10 Ağustos’ta kralın tahttan ineceğini, Kurucu Meclis’in bütün idareyi ele alacağını ilân ediyordu. Devrimci Komün de o gece ilân edildi. Ve 10 Ağustos’ta saray basılmış, kral ve kraliçe tahttan indirilmişti.

Luxemburg şatosunda gözaltında tutulan kral ve ailesi, haklarında verilecek olan meclis kararını bekleyecekti.

Ülkeyi üç organ yönetir olmuştu: Paris Komünü, Yasama Meclisi, Yürütme Kurulu. Komün, Montagnardların elindeyken meclis, hâlâ Jirondenlerin elindeydi. Danton, Yürütme Kurulu’nun başındayken Avusturya Ordusu’nun Verdün’ü düşürdüğü haberi üzerine, Meclis ve Komün arasında işbirliği sağlamak için konuşmalar yapmaktaydı. Komün, Vatan Tehlikededir! Yazılı bayrak çekti. Bu birliktelikle birlikte, Valmy değirmeni çevresinde Avusturya Ordusu yenildi. 20 Eylül 1792’de Yasama Meclisi yerini Millî Konvansiyon Meclisi’ne bırakıyordu.

KONVANSİYON ve KRALIN İDAMI

21 Eylül 1792’de Meclis krallığı resmen kaldırmıştı. Teklif hakkında konuşan, başrahip Gregoire: “Maddî âlemde canavarlar neyse, mânevî âlemde de krallar odur. Saraylar cinayet tezgâhı, ahlâksızlık ocağı ve müstebitlerin(zorba, baskıcı) inidir; kralların tarihi, milletlerin boşu boşuna kurban giden masumların isim cetvelinden başka bir şey değildir.” demiştir. O gece krallık resmen yıkılmış, Birinci Fransız Cumhuriyeti ilân edilmişti.

Mecliste iki grubu ortaklaştırmaya çabalayan Danton’du. Jirondenler meclisteki sağ tarafı ve Montagnardlar (Danton, Robespierre, Marat grubu) ise sol tarafı temsil etmekteydi. Aralarındaki temel tartışma “Eşitlik” üzerineydi. Mülkiyet eşitliği olmadan özgürlük olabilir miydi? Yaşama hakkı ile mülkiyet hakkı birbiriyle çelişmiyor muydu? Robespierre bu sorunları dile getiriyor ve Jirondenlerle ters düşüyordu. Jirondenler mülkiyet hakkına tutunuyor ve sömürünün devamını istiyordu. Konvansiyon’da bir sınıf çatışması söz konusuydu. Jakobenler, Avrupa’daki kralcılığa karşı savaşmayı ve cumhuriyetçiliğin üstün gelmesini savunuyordu. Bu tartışmalar sürerken Jirondenler, Paris Komünü’nü diktatörlükle suçluyordu. Aynı zamanda Jirondenler, monarşi yanlılarının da desteklediği bir konuma gelmişti. Konvansiyon’da iki grup da birbirlerini atmaya çabalıyordu.

Kralın idamının tartışılması mecliste gerilime yol açıyordu. Düzenin devamlılığının sağlanması için kralın olmasının şart olduğunu düşünen Jirondenler, idamın normal olmadığını ve 1791 anayasasına göre kralın dokunulmazlığı olduğunu dile getiriyordu. Robespierre: “Louis’i yargılayacak olan bu insanların kuracakları bir cumhuriyet vardır. Bir kralı adil bir biçimde cezalandırmaya az çok önem verenler, hiçbir zaman cumhuriyeti kuramazlar… Bence bu adam ya saltanat sürmeli, ya ölmelidir; ikisinin ortası diye bir şey olamaz… Masum olarak saltanat sürülemez; bu çılgınca bir düşünce olur. Her kral hem bir asi, hem de bir gasp edicidir. XVI. Louis sıradan bir yurttaş değildir; bir düşmandır, bir yabancıdır; Konvansiyon Meclisi bu insanı yargılayacağına ezmelidir.” demiştir. Bu arada Tuilleries Sarayı’nda karşı-devrimciler ve işgal ordularıyla kralın yaptığı yazışmalar ortaya çıkarıldı. Artık kralın yargılanması kaçınılmazdı. Buna rağmen Robespierre, kralın zaten olağan bir düşman olduğunu savunduğundan yargılanmasına da karşı çıkmıştır. 

11 Aralık 1792’de kralın yargılanması başladı. 16 Aralık 1793’de 334 oya karşı, 387 oyla kralın ölümle cezalandırılmasına karar verildi. Konvansiyon’da 26 milletvekili kralın idamının yeni anayasa kadar ertelenmesine dair teklif sundu. 310 oya karşı 380 oyla reddedildi. Ve kral 21 Ocak 1793 günü saat 11’de Devrim Meydanı’nda, halk kitleleri ve askerî birlikler önünde idam edildi. 

SONUÇ

Tarihin geri dönülemeyen kırılması işte böyle başladı. Önüne önemli misyonlar kattı, tarihin çarklarını ileriye sıçrattı. Avrupa monarşisinin dehşete düştüğü bu olay, burjuvaziyi de sonraki yıllarda halka karşı hep korku duyduğu bir konuma itti. Fransız Devrimi, Avrupa’da bir heyula dolaşmasına, Rusya’da işçi iktidarına, Sarı Nehir’de kızıl bayrakların yükselmesine, Sierre Maestre’da gerilla çizmelerine, Vietnam’da emperyalizmin hezimete uğramasına, Nepal’de kralların yıkılmasına sebep oldu. Tarihte zorlayanların neleri başarabileceğine dair önemli bir adımdı, XVI. Louis’in idam edilmesi. Bugün Fransa Cumhuriyeti Birliği ve Bölünmezliği Arması’ndaki Jakobenliğin temsili olan kırmızı köle şapkasını, Küba Cumhuriyeti Arması’nda da görülebiliriz. Fransız Devrimi’nin temsiliyeti hâlâ bizlerin ellerinde. Liberté, égalité, fraternité! (Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik!) sloganı sosyalizmde yaşamaya devam ediyor ve edecek. O gün alınan kelle halka gösterilirken dokunulmaz olana da dokunulabileceğini gösterdi. Günümüzde de dikkat kesilmemiz gereken nokta bu olmalıdır. Kimse dokunulmaz değil, zorbalar yıkılmayacağını düşünse de, sonlarını hazırlayacak olan yine halktan başkası değildir. Robespierre gibi “satın alınamaz” olmak zorunda ve cebimizde hep halk düşmanlarının isimlerini taşımak zorundayız. Ya da aklımızda… 

(Fransa Cumhuriyeti Birliği ve Bölünmezliği  Arması)  

    (Küba Cumhuriyeti Arması)

Orkun Demir

*Bu yazıdaki bilgiler Devrimler ve Karşı-devrimler Tarihi Ansiklopedisi 4’ten alınmıştır.