Yurt Hakkımıza Saldırı Kabul Edilemez!

Gençlik ve Spor Bakanlığı Yurt Hizmetleri Yönetmeliği’ndeki değişiklik Resmi Gazete’de yayımlandı ve söz konusu değişiklikle yurtta barınabilmemiz için aranan şartlar arasına “Cumhurbaşkanına Hakaret suçundan mahkûm olmamak” şartı da eklenmiş oldu. Geçmişe dönüp baktığımızda 16 Aralık 2020 verilerine göre Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı sürecinde açılan Cumhurbaşkanı’na hakaret davalarının sayısının 27 bin 717 olduğunu görüyoruz. Bunların içerisinden ise 903 tanesi 18 yaş altına, binlercesi de 18-25 yaş aralığına yönelik.

Bildiğimiz gibi siyasal iktidar uzun süredir Cumhurbaşkanı’na hakaret davalarını halka karşı sopa olarak kullanıyor. Bugün içerisinden geçtiğimiz süreçte ise bu sopanın gençlere yönelmesi tesadüf değil. Son iki-üç yıla baktığımızda bizlerin eğitim hakkına ya da yaşam alanlarına yönelik müdahaleler toplumun içerisinde bulunduğu kriz koşullarıyla birleştiğinde tepki dozu yüksek hale geliyor. Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan kayyum ile başlayan tepkilerle de iktidar bununla yüz yüze kalmış oldu.
Barınma hakkı ücretsiz eğitim hakkının bir parçasıdır. Bu düzen içerisinde bizler ne ücretsiz eğitime sahip olabiliyor ne barınma hakkımızı karşılayabiliyoruz. Şehrin, bizleri sosyal hayatın uzağına taşıyacak yerlerine kurulan ve yeter sayıda olmayan KYK yurtlarıyla pahalı özel yurtlara ya da yüksek ev kiralarına ve faturalara mecbur bırakılıyoruz. Bunun yanında çeşitli finanslarla kurulan, taciz ve tecavüzlerle gündeme gelen yurtlarıyla tarikatların, cemaatlerin kucağına itiliyoruz. Kendimizi bu gerici karanlığa teslim etmek istemediğimizde ise bizleri sömürü çarkları bekliyor. Söz konusu hakaret davalarının sayısı ortadayken bu karar kamu hizmeti olan yurt hakkımızın gaspı anlamını taşıyor. Düşüncelerimizi ifade etmemiz ve eleştiri getirmemiz yaptırım tehdidi altında ezilmeye çalışılıyor. Kuşkusuz bunlar ayrı başlıklar olarak değil bir bütünlük içerisinde karşımıza çıkıyor. Nitekim yapılan bu değişiklikle; bu düzen, gericilik ve piyasacılık kıskacına aldığı üniversitelerimizin ve bizlerin siyasallaşmasının önüne korku seti çekmeyi amaçlıyor.
Örgütlü karanlığın yaptırımları karşısında üniversiteye girerken büyüklerimizin tembihlediği “olaylara karışma” sözünü hatırlamak ve düzeltmek zorundayız: Olaylara Karışma, Yön Ver. Her gün bir yenisi içerisinde kaldığımız “olaylara” boyun eğmeyelim, örgütlenelim!