Albert Einstein’ın 65. Ölüm Yıldönümüne Dair

Bugün, ünlü teorik fizikçi Albert Einstein’ın ölümünün altmış beşinci ölüm yıldönümü. Onu çok çeşitli bilimsel çalışmalarından ve buluşlarından tanıyoruz.

Komünistler insanlığa katkı koyan, çağını ilerleye taşıyan herkesi sahiplenir. Başka türlüsü akıllıca olabilir mi? Ülkesini, en başta dünyayı, insanı seven birisi; tabii ki de bu doğrultuda giden herkesi sahiplenmelidir.

Einstein’a dair hepimizin bir fikri vardır mutlaka. İzafiyet teorisi, atom enerjisi, uzay zaman gibi kendinden sonrasına pek çok şey bıraktı. Bilimsel gelişimler çağı aydınlatıyor, bilinmeyene doğru yolculuğumuz hızlanıyordu.

Yahudi bir aileden gelen Einstein, Almanya’da Hitler’in iktidara gelişi ve faşizm tehdidi dolayısıyla ülkesini terk etmek zorunda kaldı. ABD, Albert gibi ülkesini terk etmek zorunda kalmış bilim insanlarına “kendi bağımsız enstitülerini” kurmayı teklif etti. Albert kabul edenler arasındaydı.  Nedenleri ve sonrası bu yazının kapsamını aşsa da, şaşmayan yegane ilişki kapitalist üretimin; her şeyi ve her şeyi piyasalaştırması ve dolayısıyla kendi lehine kullanmasının kaçınılmaz olduğudur. ABD bilim insanlarına “özgürlük” vaat ederken aslında, bilimsel buluşları kendi lehinde kullanmanın anlaşmasını yapıyordu.

Bir örnek Eintein tarafından geliştirilen atom enerjisinin kontrolü, atom bombasına çevrilmesi ne kadar ironik ve vahimdir. İnsanlık için muazzam bir ilerleme Japonya’da cehennemi getirmiştir.

Albert’in savaş sırasında ve sonrasında savaşa ve şiddete, milliyetçiliğe karşı bir çok açıklamasının olduğu biliniyor. Belki de Einstein’in bilim ile siyaseti ayrı iki kamp olarak görmesi ve burada kendisini sadece “bilim insanı” görmesi belli problemlere teşkil etmektedir. Bu bakış açışının nihayet getireceği nokta, bir köşeden sorunları dillendirme ancak onu değiştirmek kısmında “bu benim işim değil” demek… İkisini birden yapmak mümkün mü? Başka yazının başlığı olsun.

Peki, yaşadığı çağda esen sosyalizm rüzgârı hakkında yazdıklarını okumuş muydunuz? “Popüler” veya egemen tarihte karşılaşmanın pek mümkün olmadığını bir yazı. Bir olguyu tüm boyutlarıyla göstermeleri kendi çıkarlarına ters düşeceğinden, başarabildikleri kadarıyla kırpılmış bir tarih, tıraşlanmış bir insan daha makuldür.

Einstein, Monthly Review dergisinin Mayıs 1949 tarihli birinci cilt, birinci sayısında yayımlanan ‘’Neden Sosyalizm?’’ başlıklı makalesinde şunları yazıyor:

’Bu kötülükleri ortadan kaldırmanın sadece tek yolunun olduğuna inanıyorum: sosyal amaçlara yönelmiş bir eğitim sistemiyle desteklenmiş sosyalist bir ekonomik sistemdir. Böyle bir ekonomide üretim araçlarına, toplumun kendisi sahiptir ve (onları) planlayarak kullanır. Üretimi toplumun gereksinimlerine göre uyarlayan planlı bir ekonomi, yapılacak işleri çalışabilecekler arasında dağıtacak ve her çocuk, kadın ve erkeğin yaşam koşullarını garanti altına alacaktır. Doğuştan gelen becerilerini geliştirmesine ek olarak, günümüz toplumunda başarının ve gücün yüceltilmesine karşılık, bireyin eğitimi onun diğer insanlara karşı sorumluluk duygusunu geliştirmeye çalışacaktır’’.

Aynı yazıda, Einstein, Marksizm’in tarih kavrayışına dair bir genel çerçeve sunuyor ve sosyalizmin tek başına ideolojik değil, güncel siyasette somutlanan birçok adımla da, kapitalizmden gelişkin bir sistem olduğunu ispat ettiğine değiniyor. Özellikle ABD’nin 2. Dünya Savaşı sonrası, Sovyetler Birliğine soğuk savaş politikaları, emperyalist saldırganlıkları, ülkelere savaş tehditleri… Tüm çıplaklıyla kapitalizm yağma ve açlıktan başka ne getirebilir ki?

“Bugün de olduğu gibi kapitalist toplumdaki ekonomik anarşi, bence, şeytani kötülüklerin gerçek kaynağıdır.”[1] Günümüzle bağını kuralım. Dünyanın bir ucundan bir ucuna bomba gönderebilecek teknolojiye sahip ABD, vatandaşlarını yaşatacak sağlık koşullarına sahip değil ve ayrıca kısıtlı imkanlara da ancak paran varsa ulaşabiliyorsun. Çok açık değil mi?

Bir tarafta salgın yüzünden yaşamını yitiren insanların “sayısı”, bir tarafta patronların karlarının artışı… “Bireylerin sosyal bilincinin bu bozulmasını kapitalizmin en büyük kötülüğü (evil) olarak görüyorum. Bütün eğitim sistemimiz bu kötülüğün acısını çekiyor… abartılı rekabet davranışı enjekte edilmektedir.”[2]

Hayata dair az buçuk derdi olan, bu düzenden çıkarı bulunmayan bir insanın eni sonu geleceği yerin sosyalizm olduğunu görüyoruz.


Elbette ki, makalenin en başında kendisinin de belirttiği gibi, belki de siyasete dair özel bir çabası olmamasından dolayı, birçok siyasi ve ideolojik eksiklikleri de barındıran bu yazı, tüm eksik ve yanlışlarından dolayı eleştirel bir okumayı gerektiriyor. Öte yandan, sosyalizmin kapitalizmin karşısındaki meşruiyetinin altını kalınca çizen bir yazı olması itibariyle de, tarihsel olarak yerli yerine oturan bir yazı olduğunu belirtilmesi ve hakkının teslim edilmesi gerek.

Her şeyden daha da önemlisi, insanlığın ilerlemesine katkı sunmuş her bilim insanına olduğu gibi, Einstein’a da hakkını teslim etmek ve tüm insanlık adına teşekkür etmek, aydın sorumluluğuna sahip komünistlerin tarihsel bir görevidir.

Ölümünün altmış beşinci yılında, Albert Einstein’ı saygıyla anıyoruz…


[1] Einstein, Monthly Review dergisinin Mayıs 1949 tarihli birinci cilt

[2] Aynı makaleden.

Kutay Sırıklı