Bize Anlatı Ormanı’nda Bir Gezinti Yeter

“Bir saattir gardırobun karşısında hem tecavüz edilmeden eve dönebileceğim, hem de sıcaktan pişmeyeceğim bir kombin arıyorum.”

Kimileri için çok sıradan birhareketken çok yorum alan bir tweet karşınızda: “Anlat sen seversin yalanı” diyen mi ararsın, “o zaman kapan kardeşim” diyen mi ararsın.Tüm bu farklılıkları bir arada bulunması ve söyleme özgürlüğü yaratmasıyla sosyal medya, liberalizmin son ve en güçlü kalelerinden. Çünkü bizler bu mecralarda kendi “anlatı ormanlarımızı” oluşturuyor, “söylemin gücünü” kullanıyoruz.

Anlatı, gündelik hayatın dile dökülmesidir. Bir anlatının iki basit kuralı vardır. Güvenilirlik ve doğruluk (Umberto Eco, Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti). Bir anlatıyı okumaya başladıysak başta bu iki kuralı benimsemek zorundayızdır. Gerçek anlatılarda (örneğin tarih anlatıları, coğrafîanlatılar gibi nesnel anlatılar) anlatının doğruluğuna güveniriz. Kurmaca anlatılarsa anlatının doğruluğuna güvenmiş gibi yaparak okuduğumuz anlatılardır. “Bir zamanlar konuşan bir kurt varmış” dediğimde benim bir masal anlatmaya başlayacağımı düşünürsünüz. Gerçek hayatta konuşan bir kurdun olmadığını bilmenize rağmen konuşan bir kurt olduğuna inanmış gibi yaparsınız. Yoldaşınızı üzmemek için değil tabi, kurmaca hikâyemin geri kalanını okuyabilmek için.

İşte bugün gerçeklik dünyası ile kurmaca dünya arasındaki sınırların belirsizleştiği bir dünya sosyal medya dünyası. Bu belirsizlik özellikle medya veya medyayı kontrol edenler tarafından o kadar kaldırılır ki, kurmacanın gerçeği, bizim gerçeğimiz hâline dönüşür. İletişim bilimciler buna post-truth diyorlar. Dil, insanı insana bağlayan yegâne araç. Dil sayesinde bizler bir takım sembollerle anlatılar kuruyoruz. Bugün, siyasette önümüze çıkan semboller de bu dil sayesinde oluşuyor. Medyanın dili değişe değişe insanları var olmayan gerçeklere inandırabiliyor. Örneğin Ayasofya Müzesi’nin ibadete açılmasında Cuma Hutbesi okuyan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, elinde kılıçla mihraba çıkıyor. Yorumlayanlar bunun Kemalistlere verilmiş bir gözdağı olduğunu söylüyorlar. Erbaş’ın elinde kılıçla hutbe okumasının ise güçle ve iktidarla çok büyük bir ilişkisi var. Karşımızda kurulan anlatıya bakarsak, güçlü bir din adamının Ayasofya’da bir zafer kazandığına inanmamız beklenir. Günün sonunda bu gerçek bir zafer hâline gelir çünkü anlatı herkes tarafından kabul edilmiş olur. Öyle de oldu. Pek çok mecra tarafından iktidarın Ayasofya zaferi olarak gösterildi. Arkasından verilen Kariye Müzesi kararı doğal olarak büyük bir etki yaratmadı çünkü yaratılan gerçeklik artık gerçekliğin kendisi olmuştu.

Musa Orhan’ın tutuklanması için Twitter üzerinden yürütülen çalışmalar, Ebru Timtik’in ve Aytaç Ünsal’ın ölmemesi için açılan hashtag’ler bazı insanların gerçeği, mücadelesinin ana alanı hâline geliyor. Öyle ki bir sapık tutuklandığında kendi başarılarıymış gibi seviniyor, bir devrimci tahliye aldığında kendileri tahliye ettirmiş gibi coşuyorlar. Yaratılan bu kurmaca gerçeklik,mücadelenin önüne geçip oturduğumuz yerden yaptığımız klavye kahramanlığına ve kendimizi tatmin etme hâline dönüşüyor. Bu sayede de sosyal medya, mücadelenin gerçek alanıymış, artık sokağa çıkıp bildiri dağıtanlar çağın gerisinde kalmış kurmacası yaratılıp bu kurmacanın içine çekilen insanlar, mücadele etmeyen insanlar hâline geliyorlar.

Sosyal medya yabana atılamıyor. Öfkenin göstericisi hatta kabartıcısı bile olabiliyor ama bugün tecavüzcüyü içeri tıktıran sosyal medya insanları bir şeyyaptım hazzıyla rahatlatan, öfkeyi sönümlendiren bir olgu hâline de geliyor. Kısacası öfkeyi güçlendiren hatta öfkeye adım atma iradesi sağlayan aynı sosyal medya öfkeyi sindiren bir mecra hâline geliyor.

Kurmaca gerçekliğin yeni dünyasında çok önemli bir alanı tutmaya çalışıyoruz bizler. Her zaman olduğu gibi akıntıya karşı kürek çekiyoruz ve hiçbir zaman olmadığımız gibi de teslim olmuyoruz. Gerçekliği savunuyoruz. İnanılan ya da doğru kabul edilen değil, saf gerçekliği. Sembollerin hâkimiolduğu bu anlatı dünyasının karşısında duruyoruz. “Cinsiyetçi söylemi bitirmek cinsiyetçi eylemi bitirecek”,“sosyal medyada yürütülen adalet kampanyaları adaleti sağlayacak”, “dünya ufak ufak değişecek” sözlerinin yarattığı kurmaca gerçeklerin yanında bizler, markette çalışırken ölüp üstü şemsiyelerle öldürülen market çalışanını, domates toplamaya giderken ölen emekli madenciyi, Koronavirüs kapmasına rağmen test yaptırmasına izin verilmeyen binlerce Manisa Vestel Fabrikası işçisini temsil ediyoruz. Anlatı ormanının kurmaca gerçeklerinde kaybolmaya devam edenler, gerçek mücadeleyi romanlar bittiğinde görecekler.

Elif Zeynep Özipekçi