Bu Suça Ortak Olmayın!

Lafı dolandırmaya hiç gerek yok: Türkiye’de öğrenciler 9 aydır herhangi bir seviyede eğitim alamıyor!

Özel okul patronu Milli Eğitim Bakanı’ndan 12 Eylül garabeti YÖK’e kadar salgın karşısında attıkları ilk ve tek adım eğitim sisteminin iflasını ilan etmek oldu. Kimsenin kullanamadığı mobil uygulamalardan çöken üniversite sınav sistemlerine; tam boy bir iflas!

‘’Pandemi öncesinde çok mu iyiydi?’’ ya da ‘’Türkiye’de dinselleşme bilimsel eğitimi çoktan alt üst etmişti.’’ denilebilir ve doğrudur; durum 9 ay öncesinde de hiç iç açıcı değildi. Ancak kapitalizm öyle bir saldırı başlattı ki; alameti farikası “sınıf atlama” vaazını bir kenara bıraktı. Emekçilerin eğitilmemesi için çabalamaya koyuldu.

Bizlerin eğitim hakkının bu denli arsızca elimizden alınması, daha bugünden, üniversite sıralarındayken bir parçası olduğumuz emekçi sınıfların başına örülen belki de en büyük çoraptır.

Üst üste birçok üniversiteden gelen haberlerle akademisyenlerin ve öğretmenlerin, bu haksızlık ile devlet arasında sıkışıp kaldığını görüyor ve kendimizi hatırlatmak zorunda hissediyoruz: Birikiminizi ve iradenizi emekçi sınıflar lehine kullanmak zorundasınız!

Akademi ne denli iğfal edilirse edilsin, Türkiye’de aydınlanmanın merkezi tarih boyunca üniversiteler oldu. İstibdata karşı örgütlenen Tıbbiyeliler’den emperyalizme karşı ayaklanan Mülkiyeliler’e,  Boranlar’dan, Boratav’lara… Üniversitelerin tarihi ilericilik ile gericilik kavgasında en ileri mevzilerin tarihidir.

Akademisyenler atanan kayyum rektörlerin ve üniversite yönetimlerinin baskısını taşıyor olabilir. Ancak bugün üniversitelerin ve Türkiye’nin geleceğini kurtarmak, yoksul öğrencilere “herkes üniversite okumak zorunda değil” demekten değil, bu eşitsizliği ortadan kaldırmak için mücadele etmekten geçer.

Üniversitelerde, akademide bu birikimin, eşitsizliklerle mücadele iradesinin var olduğuna inanıyor ve buna güveniyoruz. Hocalarımızın bu kez eğitim hakkımız için bize omuz vermelerini istiyoruz.

Bu suça ortak olmayın!