Coğrafya Kader Midir?

Son zamanlarda ülkede yaşanan maddi çürümelerin, yine büyük bir tahribata uğramış zihinlerde açığa çıkardığı eski ama yeni bir argümantasyona şahit olmaktayız. Bu kavrayışı, marksizmin penceresinden bir soru halinde kendimize sormalıyız diye düşündüm. Coğrafya kader midir? Bu soruyu duyan birisi, “bu da soru mu canım, tabii ki kaderdir” diye atlayabileceğini şimdiden görür gibiyim. Çoğunluk tarafından kabul görmüş bu görüşe karşıt argümanlar geliştirmek, her meselede olduğu gibi elbette bu meselede de zorlayıcıdır. Ama komünistlerin görevi, sosyal demokrat kolaycılığa karşı devrimci zoru başarmak değil midir zaten… “Enflasyon almış başını gitmiş, işsizlik sayıları her geçen gün artmakta, gelecek kaygısı gençlerin stres ve anksiyetesini tavana vurmakta, alım gücü yerlerde, eğitim dinselleşmekte, işçiler güvencesiz ve sendikasız, her gün kadın cinayetleri yaşanmakta… Ben bu Türkiye’de neden doğdum ki? Şimdi atıyorum Almanya’da olmak vardı. Bu yüzden coğrafya kaderdir arkadaş.” İşte argümantasyonun iç mantığını sorguladığımızda ortaya üç aşağı beş yukarı bu cümlelerin çıktığını görüyoruz. Başlarda çok mantıklı ve doğru geliyor. Derinlere indiğimizde, meseleye post-modern bir biçim algısıyla bakmak yerine, olguların özünü ortaya çıkartan bilimsel marksist bir anlayışla yaklaştığımızda, insanların emperyalizm kavramının somut işleyişinden bihaber hâle getirildiğini çok rahat tespit edebiliyoruz. Ve akabinde insanların anti-devrimci bir konuma yerleştirildiğini, zihinlere pasifizm ile birlikte yine onun kardeş duygusu olan umutsuzluğun pompalandığını görüyoruz. Peki, insanlar nasıl bu hâle ge(tiri)ldiler? Yani emperyalizm, sömürme cenderesini inanılmaz ölçülerde artırırken nasıl kendisini bir “cazibe merkezi” olarak sunmayı başardı? Öncelikle emperyalizm, sermaye ihracı demektir. Ulusal sınırları aşan ve bütün dünya piyasalarını yönlendiren uluslararası tekellerin bulunduğu ülkeler, kendi sınırlarında çalışan emekçilerin ağızlarına bir parmak bal çalmayı başarmışlardır. İşte “başarı” diye sunulan şey aslında budur. Genişletilmiş bir orta sınıf algısının yaratılmasıdır. İşçi aristokrasisinin bu ülkelerde daha gelişmiş ve büyümüş olması, mavi yakalı ve özellikle de beyaz yakalıların nispî rahatlığını gören yurdumuz insanının zihninde de yeni bir cümleyi ortaya çıkarmıştır. Coğrafya kaderdir… Coğrafya kelimesini Türkiye’den daha geniş bir anlamda kullananlar da var. Onlar da bütün Ortadoğu’yu kastediyorlar. Ortadoğu coğrafyasının gericiliğinden bıkan ve bunu Arap ırkçılığı ile yoğuran geniş bir toplam bu. Kavrayamadıkları temel mesele ise yine aynı; emperyalizm. Taşeron örgüt ve ülkelerle Ortadoğu’da savaşı körükleyen, milyonları yurdundan eden, yoksulluğa ve açlığa boğan şeyin tekellerin kâr hırsı olduğunu biliyoruz. Savaşın çıkmasını istiyorlar ki silah satsınlar, bölgenin kaynaklarını sömürebilsinler. Bu coğrafyada yaşayan insanların gelişememesinin temel sebebi budur. Bir insan gelişemiyorsa önünde “engeller” vardır. “Daha fazla çalışsaydı da çok para kazansaydı” değil, kapitalist işbölümünün ortadan kaldırılması ile insanın çok yönlü gelişimini sağlamaktır asıl mesele. Marksizm, kapitalizm ve emperyalizmin yarattığı, insanın önüne çıkardığı bu engellerin aşılmasının ideolojisidir. Bu coğrafyada laikliği ve cumhuriyeti ayaklar altına alan sermaye sınıfının ortadan kaldırılmasının ideolojisidir. Kader kelimesinin anlamı, yanına coğrafya kelimesi eklenince de değişikliğe uğramaz. Kader demek olana boyun eğmek demektir. Sabitliği, değişmezliği ve statikliği vurgulamak demektir. Yani kurtuluşu kendi ellerimizle yaratmayı istemek değil de çareyi başka ülkelere kaçmakta aramaktır. Tarihsel zorunlulukların getirdiği tarihsel sorumluluklardan kaçmak bizi büyük bir umutsuzluk denizinin ortasında bırakır. Başlarda bahsettiğim sosyal demokrat kolaycılığının insanları bu denize attığını, buna dayanak oluşturduğunu pekâlâ söyleyebiliriz. Bu denizin ortasından karaya ulaşabilmek, sorunun asıl kaynağını anlamak ve çözümü kendi gücümüzde aramak için biz bugün marksizme sarılıyoruz. İçerideki sıkıntılara bakıp da gözümüzü dışarıya çevirtmeye çalışanlara karşı bütüncül bir biçimde kapitalist ve emperyalist sömürü vurgusu yapıyoruz. Hangi ülkede doğacağımızı bilemeyiz belki ama nasıl bir düzende yaşayacağımızı belirleyebiliriz. İnsanca, kardeşçe bir düzenin ağını kendi ellerimizle örebileceğimize inanıyoruz. Öncelikle yapacağımız şey ise bu kader algısını yıkmak ve mücadeleye katılmaktır…

Bilgesu POLAT