Çoklu Gözükenin İkileşmesi

   Felsefede ve siyasette “çoklu gözükenin ikileşmesi” diye adlandırdığım bir sadeleşme durumu veya süreci vardır. Tepeden baktığımızda, birçok farklı anlayışın geniş bir yelpazede farklı amaçlarla bu alanlara hizmet ettiğini görürüz. Ama işin aslında, yani görülen bu çokluğun temelinde ve sonunda hep 2 çıkar yolu kalmıştır elimizde…

   Felsefe, bu konuda siyasetten biraz daha farklıdır. Toplumsal olarak ağacın dallarından köke ulaşabilmek ve bu kökün herkesçe görünür hâle gelmesini sağlamak felsefe açısından, düşünce sistematiğiyle sağlanılabilir. Örneğin idealizm, içerisinde nesnel idealizm ve öznel idealizm başlığı altında birçok farklı görüş barındırır. Bu görüşler, ontolojik olarak yöntem ve kapsam bakımından birbirlerinden farklı olabilirler, ama hepsinin ortak noktası idealizmi içerir.

   Materyalizm için de aynı şey geçerlidir. Kaba ve mekanik materyalizm ile diyalektik materyalizm birbirinden ayrı şeylerdir. Ama özünde ikisi de materyalizmdir. Yani felsefe ağacının dallarında, öznel düşünceler varmış gibi ve bunlar kökten ayrışmışlar gibi gözükseler de hepsi nesnel anlamda kökteki iki ana perspektife hizmet ederler.

   İşin siyasî boyutunu irdelediğimizde, buna benzer ama daha karmaşık bir duruma rastlıyoruz. Örneğin Erdoğan’ı baz alarak Türkiye siyasetinin temel dinamiğinde artık partilerin değil kişilerin daha ön planda olduğunu görüyoruz. Bunda kapitalizmin siyasal formasyon olarak nispi demokrasiden İslamizasyon yoluyla faşizme doğru kaymasının da etkisi çok büyük. Yaratılan bu yeni düzen ile birlikte ona entegre olan muhalefetin de seçimlerde Erdoğan’ın karşısına politik olarak partiler üstü bir etkiye sahip kişisel bir isimle ön plana çıkacağı kesin gibi duruyor. Bunun yanında, “çoğulcu demokrasiyi ve farklı öznel görüşlerin birlikteliğini” savunuyormuş gibi gözüken muhalefet, başkanlık seçimlerinde emekçi halkı 2 seçeneğe mahkûm etmek zorunda kalacak: “Ya muhalefetin adayına oy verirsiniz ya da Erdoğan’a!” Kendilerine verilmeyen her oyun aslında nesnel anlamda Erdoğan’a hizmet ettiğinin altını çizecekler.

   İşte siyasette çoklu olanın ikileşmesi, yani öznel gibi gözükenin aslında nesnele hizmet etmesi halk nezdinde bu “kritik dönemeçlerde” belirginleşir. Bu dönemeçlerde çokluğu savunanların dahi ikili sadeleştirmeye başvurduğu görülür. Biz komünistler de ikileşmeyi savunuruz, hem de bunun doğal bilincinde olarak…

   Ama bunu insanları, Erdoğan’sız ve AKP’siz bir AKP sürecine ya da bir başka deyişle AKP’nin fabrika ayarlarına dönmüş hâliyle kurulacak bir düzene muhtaç ederek yapmayız. Çünkü bu düzenin devamlılığı, siyasî aktörlerin değişikliği anlamına gelir. Biz, ikilik politikasını daha bütünsel bir perspektiften kurmaya çalışırız. Bizim için siyasette ikilik, sınıf demektir, sınıflar arasındaki çelişki, fark demektir. Bu da sömürü düzeninin tümden değiştirilmesi anlamına gelir. Kapitalizmin içinde bulunduğu kriz dönemleri de sınıfsal farklılığı bütün halleriyle görünür kılar, bizim için de bu dönemler “kritik bir dönemeç” hâlini alır. Bu kritik dönemecin içinde kalan seçim sürecinde siyaset yapma olanağımız darlaşabilir, ama insanların önüne koyacağımız 2 gerçek seçenek asla değişmeyecektir: “Ya patron sınıfından yanasındır ya da işçi sınıfından yana!”

Bilgesu Polat