COVID-19 Krizinde Gençlik ve Barınma Hakkı

Gençlik ve Z kuşağı eksenli tartışmalar yalnız Türkiye’de devam etmiyor. Görüyoruz ki gençlik ele alınırken yapılan değerlendirmeler bu yaş kuşağının büyük kısmının öğrenci olduğunu ve ekonomik sorumluluklarla karşı karşıya olmadığı veya kısıtlı ölçüde olduğu yönünde. Ancak bugün üniversite öğrencilerinin çok büyük bir kısmı yarı zamanlı işlerde, ayrıca genç nüfusun da birçoğu okumaksızın çalışmakta. Gençlerin büyük kısmının iş olanakları sebebiyle kentlerde yaşadığını düşünürsek KYK borçları, pahalılık gibi sorunlara bir de barınma sıkıntısı ekleniyor. Özel yurtların fahiş fiyatlara ulaştığı, öğrenciye kiraya verilen evlerde kiraların arttırıldığı da biliniyor. Bu durum Türkiye’ye mi mahsus yoksa kapitalizm dünyanın geri kalanında gençliğe barınma hakkını dâhi sağlayamıyor mu? Komünist Gençlik Kolektifleri’nin (CJC) İspanya’daki duruma dönük hazırladığı raporun çevirisini paylaşıyoruz.

1)Giriş

   “Bugün konut sıkıntısı olarak adlandırılan husus, nüfusun büyük şehirlere ani akışının sonucunda; işçilerin kötü yaşam koşullarının şiddetlenmesi, kiralarda fahiş artışlar, her evde daha fazla kiracının bir araya gelmek zorunda kalması ve birçokları için barınacak yer bulmanın imkansızlığıdır.”[i]

   Friedrich Engels, 19. yüzyılın sonunda Avrupa’daki konut sıkıntısını bu sözlerle analiz etmişti. 2020’de, biz de İspanya’da artan kiraları, ultra küçük evlerde sayısız ailenin yaşamasını, onların o evlerden çıkartılmasını, binlerce evsiz insanı, milyonlarca boş konutu ve bir başka deyişle “boşaltılan İspanya’yı” görüyoruz.

   Ülkemizde de konut sorunu, Engels’in belirttiği gibi, uzun zaman önce, kırlardan gelen göç akışıyla ve büyük sanayi ve ticaret merkezlerinin yaratılması sonucunda bu göçmenlere barınacak yer sağlamak için işçi sınıfı mahallelerinin oluşturulmasıyla başlamıştır. Şehirlerin inşasının anarşik kriterleri; daima mülk sahiplerinin çıkarları doğrultusunda geliştirilmiştir. Ve bu kriterler, şehir nüfuslarının giderek büyümesi karşısında zorunlu olarak inşa edilen işçi sınıfı mahallelerinin varlığını dün olduğu gibi bugün de içermektedir. Bu süreç aynı zamanda, yalnızca tüketim için tasarlanan ticaret merkezlerinin oluşturulmasıyla da paralel olarak ilerlemiştir.

   Emekçi aileler ve özellikle o ailelerin genç üyeleri için barınma sorunu bu temelde gelişmişti. Bugün barınma sorunu da iki noktada yoğunlaşmaktadır. Birincisi, kuşkusuz sağlık sorunudur. Emekçi mahallelerinin yaşanabilirlik koşulları altında, sosyal mesafe ve karantina önlemlerinin mümkünlüğü oldukça büyük bir muammadır. İkincisiyse, derinleşen ekonomik kriz ve buna bağlı olarak halk kesimlerinin yoksullaşması, özellikle gençliğin barınma hakkına giderek daha zor ulaşabilmesi anlamına gelmektedir.

2)2008 Krizi’nden Bugüne Gençliğin Konutlara Ulaşımı

   Sürekli olarak maruz bırakıldığımız güvencesiz iş yaşantısı, İspanyol gençlerinin yaşamlarını kendi başlarına idame ettirebilme oranını Avrupa Birliği içerisindeki ülkeler arasında en düşük oranlardan biri haline getirmiştir. 2019’un ikinci çeyreğinde 16-29 yaş aralığındaki gençlerin yalnızca %18.5’i yaşamlarını kendi başına idame ettirebilecek durumdaydı. Gençler, ister ailelerinin evlerinde yaşasınlar ister başka evlerde yaşasınlar, her durumda ailelerinin maddi desteğine bağımlı bırakılmaktadır.

    Farklı araştırmalara ve kurumlara göre, net maaşın en fazla yüzde 30’unun kira ödemeleri için ayrılması gerektiği düşünülmektedir ve bu ortalama oran, kapitalizm koşullarında işçi sınıfının temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesine ve iş gücünün yeniden üretiminin sağlanmasına yöneliktir. Bu eşiği referans alacak olursak, gençlik 2019’un ikinci çeyreğinde net gelirinin ortalama %94.4’ünü (2018’de %88.9) kira ödemesi için ayırmak zorunda kaldı. Gençlerin çok daha düşük ücretli bir evi tercih etmesi hâlinde bile, ödeyeceği kira, net gelirin ortalama %62.4’üne denk düşmektedir. Ve bu hâlen %30’luk ekonomik eşiğin çok üzerindedir. İpotek vergisi de hesaba katılırsa, neredeyse hiçbir gencin bu seçeneğe sahip olamayacağı söylenebilir.

   Bu verilerin son 11 yıl içerisindeki değişimine bakarsak, gençlerin kira için gelirlerinden ayırdıkları miktarın zaman içinde azaldığını görebiliriz. Ancak bu oran, gençler açısından hiçbir zaman kabul edilebilir bir seviyede olmamıştır. 2008’in ikinci çeyreğinde, net gelirimizin %90’ından fazlasını ipotek ödemesine; % 60’ından fazlasını da kira ödemesine ayırmak zorunda kalıyorduk. Ve her iki veri de yine %30 eşiğinin bir hayli üzerindeydi. Bugün, bir eve yerleşmek 11 yıl öncesine göre daha düşük bir maliyet içeriyor olsa da bu, gençlik için hâlâ uygun olmayan bir seçenek olmaya devam ediyor. Kira fiyatlarının sürekli olarak artması ( bu yıl da %7.84 arttı) ve artan iş güvensizliği, gençlerin ev kiralamasını son derece zorlaştırıyor.

   Önerilen harcama oranına uyacak olan bir genç, gelirinin %30’u ile ancak 19 metrekarelik bir evi tercih edebilmektedir (ki bu mümkün değildir). Bu garip akıl yürütmeyi devam ettirerek bir hesaplama yaparsak, gelirinizin %100’ünü konut için ayırdığınız takdirde 64 metrekarelik bir evde yaşayabilirsiniz (Madrid için %110.2, Katalonya için %119.2).

   Şimdiye kadar ele aldığımız tüm veriler, gençliğin kendi başına yaşamını idame ettirebilmesinin koşullarını göstermektedir. Zaman zaman, bu talebin “bir heves” olduğunu ya da “mantıklı” olanın o daireyi başka insanlarla paylaşmak olduğunu işitebiliyoruz. İstisnai ya da gençlerin kendi başlarına karar verebilecekleri bir durum, kapitalizm koşullarında genç emekçilere yönelik bir dayatma hâlini alabiliyor. Yalnızca masrafları paylaştığımızda, yani gelirimizin daha az bir bölümünü kira için ayırdığımızda, kendi olanaklarımızla yaşamımızı sürdürebilmemiz mümkün mü olacak? Bu durumda bile bir işi olan ve bir evi paylaşan bir gencin gelirinden ayırması gereken kira ödemesi, önerilen oranın üstünde, %30.8’dir. Konuta erişim temel bir haktır ve bu hakkımızı yalnızca bir daireyi paylaşmak zorunda kaldığımızda kullanabiliyoruz.

   Konutlara erişimin bu şekilde kısıtlanması, diğer özgürlük kısıtlama biçimlerini ve şiddet örneklerini de beraberinde getirebilmektedir. Gençler, genellikle bir arkadaşıyla, dostuyla veya daha önce tanımadığı birisiyle beraber bir eve yerleşmeye karar verirler. Ancak, o evde ne kadar yaşayacağını bilememek ve kiminle yaşamaya devam edeceğini seçememek, zihinsel anlamda oldukça yıpratıcıdır. Daha da öte bir örnek olarak; psikolojik ya da fiziksel istismar vakalarının ortaya çıktığı durumlarda, çatışmanın dozajı daha da artabilir. Son olarak, genellikle kadınların maruz kaldığı ücret farklılıkları ve gayri resmi işler, ekonomik bir bağımlılık yaratıyorsa konut ücreti bu olguyu daha da şiddetlendirir ve kadınların kendi başlarına yaşamını idame ettirebilmesinin önüne geçer.

3)Virüsler Sınıfları Ayırt Eder: Gençlik ve Barınma Arasında Daha Derin Bir Uçurum

   Son haftalarda hileli bir söz duyuyoruz: “Virüs sosyal sınıfları tanımıyor”. Biz de Komünist Gençlik olarak evet diyoruz (!); karantina sürecinin, büyük bahçeli bir evi olanlarla, dar bir apartmanda herhangi bir yeşil alana sahip olmadan yaşayanları aynı şekilde etkilemediği açıktır. Kapitalizmi aklamak için sağlık krizinin yönetilmesinin olumsuz etkilerini ve suçunu bireylere atmak istiyorlar. Ancak bunun için, öncelikle işçi sınıfı mahallelerinin mevcut koşullarına ve kentsel planlamanın kendisine karşı çıkmak gerekiyor. Benzer bir biçimde, derinleşen krizin ekonomik sonuçları herkes için aynı olmayacak, özellikle gençlik ve barınma gündeminine dair bahsettiğimiz mevcut sorunlar daha da derinleşecektir.

   Çalışan öğrencilerin sözleşmelerinin büyük bir kısmı, karara bağlanan ERTE’lerle (geçici iş fesihleri) birlikte sonlandırılıyor. Böylelikle, işsizlik daha da artarak şu an çalışan ya da gelecekte çalışacak olan gençlerin geliri büyük oranda azalıyor ve yok oluyor. Bu durum kaçınılmaz olarak, İspanyol gençlerinin büyük bir kısmı için zaten zor olan ev masrafını karşılama olasılığını tamamen ortadan kaldırıyor.

   Bu gerçeklik karşısında hükümet, büyük mülk sahiplerinin yanında olmuş, emekçi ailelere ve gençliğe hiçbir kalıcı çözüm sunmamıştır. Hükümetin tek yaptığı; nüfusa inmeyen, yüzeysel ve geçici birkaç önlem almaktır. Örneğin, Alarm Durumu’nin bitmesinin ardından 6 ay boyunca evden çıkarmaların geçici olarak yasaklanması bunlardan biridir. 6 ayın ardından, ailelerin evlerden kovulması “normalliğine” dönüş yapılacaktır. Milyonlarca emekçi ailenin borçları yerinde kalacak, bu borçlar yalnızca ertelenecektir. Ancak hükümetin, patronların borçlarını ertelemek yerine onların borçlarını silmesi, önlemlerin sınıfsal karakterini ortaya koymaktadır.

   Özellikle gençliği etkileyen bir diğer konu ise kira yardımlarıdır. Sanki yeterince borcumuz yokmuş gibi gençliğin daha da borçlanmasına sebep olan kira yardımları, Resmi Kredi Kurumu (ICO) tarafından bankalara faizsiz olarak verilen krediler, bizlerden faizleriyle geri istenmektedir. Öte yandan bu yardımlar, Kraliyet Kararnamesi’ne göre 6 aydan öteye geçemez. Bu da hükümetin planlarında, binlerce işsiz gencin ve onların geçim sorununun yerinin olmadığını gösterir. Son olarak, hükümetin ev yardımı için öne sürdüğü şartlar ve gereksinimler de, birçok gencin bu yardımdan faydalanamayacağı ve ailesinin yanına geri dönmesi gerektiği anlamına gelmektedir. Gereksinimleri karşılayan birçok insan da zaten bürokratik engeller ve idari şişkinlik sebebiyle bu yardımlardan ulaşamamakta ve bu süre zarfında kira ve diğer masraflarla yüzleşmek zorunda bırakılmaktadır.

   İşçi sınıfı ve gençlik üzerinde yoğunlaşan bu gerçeklikle birlikte, gayrimenkul şirketleri ve büyük yatırım fonları, spekülasyonlar yoluyla krizden daha iyi bir pozisyonda çıkmak için kendi kartlarını oynamaya devam ediyor. Bu çerçevede emekçi ailelerinin payına, kiralarda büyük artışlar ve turistik restorasyon sebebiyle evden çıkarmalar düşüyor. Büyük mülk sahipleri de emekçilerin sırtından geçinen sosyal vampirler olarak yaşamlarına devam ediyorlar. Özet olarak büyük kentlerde, konutlar ve kiralar üzerinden spekülasyon yapan büyük mülk sahiplerinin ortalama üretim koşullarının çok çok üzerinde ek kârlar elde etmesinin önü açılırken, gençlerin ve emekçilerin barınma olanaklarına erişimi, ancak halkın dayanışması ile mümkün olabilir diyoruz.

   Fakat bunun yalnızca emlak şirketleri ya da diğer fon parazitleriyle ilgili bir durum olmadığını biliyoruz. Birçok durumda devlet, bu saldırılara önayak olmaktadır. Özellikle konutların büyük mülk sahiplerine aktarılması sürecinde, devlet önemli bir rol oynamaktadır. Örneğin son dönemde Blackstone’un (ABD menşeili ortaklık şirketi) İspanya’daki faaliyetlerinde veya 2008 Krizi öncesinde gerçekleştirilen birçok kentsel operasyonda da bu yola başvurulmuştu. Birkaç hafta önce de Madrid Topluluk Başkanı Madrid Nuevo Norte, projesinin bu kriz bağlamında kâr oranlarının yükseltilmesini amaçladığını ifade etmişti. Hiç kimse bu projelerin kira fiyatlarındaki artışları, eski mahallelerde yaşayan emekçi ailelerin evlerinden çıkarılması gerçeğini ortadan kaldıracağını iddia edemez. Aksine emekçilerin yaşam koşulları her geçen gün kötüleşmektedir.

4)Yaşam Hakkını Yaratmak İçin

   “Ancak bir şey kesindir: Rasyonel kullanımı varsayımıyla, büyük kentlerde, herhangi bir gerçek ‘konut sıkıntısını’ anında giderecek mesken için yeterli bina zaten vardır. Bu doğal olarak, ancak mevcut sahiplerin mülksüzleştirilmesiyle yani onların evlerine evsiz işçileri ya da bugünkü evlerinde aşırı derecede kalabalık olan işçileri yerleştirerek olabilir. Proletarya, siyasal gücü ele geçirir geçirmez kamu çıkarları adına alınacak böyle bir önlemin uygulanması, mevcut devletçe yapılan diğer kamulaştırmalar ve yerleştirmeler kadar kolay olacaktır.”[ii]

   Bu sözlerden bugüne yaklaşık 150 yıl geçti ancak geçerliliğinden hiçbir şey kaybetmediler. Mevcut ekonomik kriz, kapitalizmin tüm çelişkilerini ve kısıtlamalarını derinleştirmekte ve gözler önüne sermektedir. Neden İspanya’da milyonlarca boş ev, binlerce evsiz ve binlerce ailesine bağımlı yaşamak zorunda kalmış genç var? Şehirler neden kalabalıklaşmakta ve kır nüfusu sürekli olarak eksilmekte? Ekonomik faydanın tek kriteri olan özel mülkiyet ve onun sonucunda ortaya çıkan üretim anarşisi, herkesin ihtiyacını karşılayabilecek kaynaktan çok daha fazlasına sahip olmamıza rağmen bize bu olanakları sağlayamamaktadır.

   O halde, bize yeni bir ufuk gereklidir. Gençlerin barınma hakkına erişiminin sağlanabildiği, bir avuç sosyal parazitin aracılık etmediği, bireysel ve kolektif planlamaların özgürce geliştirilebileceği bir ufuk. Evlerimizin işçi kovanları değil gerçek evler olduğu, yaşam alanlarımızın, mahallelerimizin, şehirlerimizin, köylerimizin ve kırsal alanlarımızın halkın ihtiyaçlarına göre düzenlendiği ve yapılandırıldığı bir ufuk. Bu ufuk, çevremizde yaşattığımız tüm dayanışma ve örgütlenme eylemlerimizde filizlenir ve toplumun bütüncül dönüşümüne, ortak iyiliği gözeten yeni bir dünyaya yönlendirildiğinde, üretimin doğrudan, kolektif ve merkezi olarak ele alındığı sosyalizm-komünizm hedeflendiğinde mümkün olabilir. Bu sebeple, Komünist Gençlik olarak bizler, tüm emekçi gençleri mümkün olan tek yolun bu olduğu yalanından kopmaya, sınıfımız için gerekli olanı seçmeye çağırıyoruz.

Gerekli olanı seçin!

Komünistleri seçin!

Komünist Gençlik’te birleşin!


[i]  F. Engels. (1872) “Konut Sorununa Katkı” s.9

[ii] F. Engels. (1872) “Konut Sorununa Katkı” s.11

Çeviri: Aziz Uyar