Emekçi, Öğrenci, Kadın… Şule’nin Ardından

Türkiye’de birçok kadının, öğrencinin, emekçinin yaşadığı şartlarda yaşıyordu Şule Çet.

Biz üniversite öğrencilerinin çoğu gibi geçinmek, yaşamak ve eğitimini devam ettirmek adına çalışması gerekiyordu. Okula ulaşması için binmesi gereken dolmuş ücretinin, okulda bulunan uygulama derslerinin malzeme ücretinin; yemeğin, içmenin, barınma ücretinin karşılanması gerekiyordu.

Dava sürecini hatırladığımda aklıma en kazınan söz ise şu olmuştu: “Siz de kızınıza sahip çıksaydınız, çalışmasaydı.”

Bugün hangimiz bir ihtiyacımız için ailemizden para isteyecek olsak utanıp sıkılmıyoruz? Hangimiz, ellerinde olmadığını bildiğimizden, saklamıyoruz yokluğu? Çoğumuzun ailesinin çalıştığımızdan bile haberi olmuyor. Her gün burun buruna kaldığımız gerçekleri bilip bir de bunu düşünmesinler diye susuyoruz.

Bunlarla da kalmıyor. Belki çalıştığımız bir saatin ücretiyle ancak karşıladığımız tek seferlik ulaşım giderinin üzerine ulaşım esnasında tacize uğramamaya çalışıyoruz. Cebimizden paramızı çalan patronların kötü niyetli bakışlarına maruz kalıyor, korkutuluyoruz. Yaşadığımız hak gaspları yetmez gibi bir de taciz gerçeği ile yüz yüze kalıyoruz.

Bundandır Şule Çet öldürüldüğünde evimizden birinin eksilişi. Şule bizlerin sıra arkadaşı, iş arkadaşı, yol arkadaşıdır. Bundandır ailemizin Şule’nin haberini aldığında arayıp çalışıp çalışmadığımızı ısrarla sorması. Bir gün tecavüz edip üstüne bir de iftira atacak patronumuzun olup olmadığını merak etmeleri. Şule onların da evladı, kardeşidir.

Şule patronu ve patronunun arkadaşı tarafından tecavüze uğrayıp, öldürüldükten sonra bir plazanın 20. katından aşağı atıldı. Yaşanan bu olay bizlerin, ailelerimizin üzerinde önemli etkiler bıraktı bırakmasına ama hukuksal süreç de en az yaşananlar kadar acı vericiydi.

Sanıklar ifadeleri alınıp serbest bırakılmışlar, parayla hukuku satın aldıklarını sanmışlardı. Karşılarında kızları katledildiğinde akrabaları üzerinden ancak avukat bulabilen emekçi bir aile vardı. Her şekilde kazanabileceklerini düşünmüşlerdi. Hesaba katmadıkları şey ise örgütlenmiş olan güçtü.

Siyasi partiler, hukukçular, kadın örgütleri Şule’nin intihar etmediğini ve katilin kim olduğunu biliyorlardı. Davalar çok büyük kalabalıklarla takip edildi. Çoğumuz olanları biliyoruz ya, içerisinde bulunduğumuz ortamı biraz anlatmakta fayda var.

Adliye önünde toplanan kalabalıkla birlikte duruşmaya girmek adına koridorlarda büyük kitleler oluştu. Bu kalabalıkta bulunup, gelenlerin önemli bir kısmını tanımayan bizler hemen arkadaş olmuş, ne varsa paylaşmıştık. Yine bu bekleme sıralarından birinde Şule’nin abisi hemen yanımızda kalmıştı. Diğer yanımızda ise katillerin yakınları duruyordu. O dakikalar bizler için günlerce sürüyor gibiydi. Karanlık ve aydınlığın ortasında kalmıştık.

Katillerin yakınları sabah gittikleri kuaförden, giydikleri topuklu ayakkabıdan bahsederken gelen kalabalığı terörist olmakla suçluyorlardı. Örgütlü güç böyle bir şey; yüreğimizde hissettiğimiz kini bile kontrol etmiştik yanlarındayken. Dava sürecine zarar gelmesinden endişeliydik.

Diğer tarafımızda Şenol abi vardı. Kardeşine tabi ki para gönderdiğinden bahsedip omuz olmuştu bize. Bugün hepimizin abisidir.

Sanık avukatları korkunç ifadelerle Şule’nin derslerinin kötü olduğunu, maddi sıkıntılar yaşadığını haliyle intihar etmiş olabileceğini savunuyorlardı. Gerçeği kendileri de bildiğinden bir keresinde ağızlarından “Şule’nin atıldığı plaza” sözleri çıkmıştı.

Laf etmedikleri ne dövmesi kalmıştı, ne saç boyası ne de piercingi. Şule’nin neden alkol aldığı, o saatte orada ne işi olduğu sorulmuştu. Bu çağ dışı yaklaşımın oluşturduğu tepkiden korkup dil değiştirmek zorunda kalmışlardı. Bu sefer ağızlarına “zavallı kızcağız” tamlamasını aldılar.

Katilin ailesi duruşmada kendilerinin “ben hakimim” denilerek dolandırıldığını anlatmış, dolaylı yoldan rüşvet teklif etmişti. Sonrasında pahalı arabalarıyla uzaklaşmışlardı adliyeden.

Davanın iki tarafı vardı: eli kanlı patronlar, tecavüzcüler ve alnı ak emekçiler.

Şule Çet ölümüyle hemen her gün karşımızda duran bu gerçeği gün yüzüne çıkarmıştı.

Çağatay Aksu’ya ‘kasten öldürmek’, ‘nitelikli cinsel saldırı’ ve ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından müebbet ve 12 yıl 6 ay, sanık Berk Akand’a ise tüm suçlarda Aksu’ya yardım ettiği gerekçesiyle 18 yıl 9 ay verilen hapis cezası bugün onandı.

Omuz omuza yürüttüğümüz bu süreç son bulmuş oldu. Bizler sınıf arkadaşımıza, kızımıza sahip çıktık. Şule “zavallı bir kızcağız” değildi. Emeğiyle hayatını kazanan, güçlü ve asla yalnız olmayan bir öğrenci, kadındı. Bizlerin gerçeği budur.

Bir 28 Mayıs gelecek ve sana, kadınların tecavüze uğramadığı, öldürülmediği katillerin pişkinlik yapamadığı; öğrencilerin okumak için çalışmak zorunda olmadığı bir ülke hediye edeceğiz!

Hoşçakal Şule!

Edanur Çukadar