Emekçileri Aldatma Oyunu: Milli Piyango

2020’nin son günlerini yaşarken diğer bir yıl için hepimizin her zaman olduğu gibi bir umudu var. Elbette 2020 yılı iyi geçti diyemeyiz. Hem dünya açısından hem de memleket açısından. Virüs, depremler, yangınlar, patlamalar, ırkçılık, spor, gelecek kaygısı… Her alanda kötü bir yıl oldu, tüm insanlar için. Eskiden herkesin yeni yıl yaklaştığında içini heyecan kaplarken şu an insanlar karamsar bir hâl almaya başladı. Buna aslında çok meşru ve çok doğal diyebiliriz.

Bir de toplumun hemen hemen tüm kısmı şans oyunlarına sığınmak zorunda kalarak çareler bulmaya başlıyor. Bunlardan birisi de milli piyango… 

Milyonlarca insan ekran karşısında umut ve heyecanla elindeki bilete sarılıyor. Az sonra açıklanacak sonuçlar merakla bekleniyor. Acaba bu kez umutla alınan bilete beklenen büyük ikramiye çıkacak mı?

Bu oyun uzun yıllardır milyonlarca insan için böyle süregeliyor. Ucuz bir bilet zengin olmayı sağlayacak, böylece işsizlik ve yoksulluk belâsından kurtulmuş olunacak. Kapitalizmin yarattığı “kısa ve ucuz yoldan kurtuluş” hayali her hafta milyonlarca insanı esir alıyor. 

Hayatını işçi sınıfının kurtuluşuna yani sosyalizm mücadelesine adayan Ekim Devrimin önderlerinden Lenin, sermayenin piyango oyunlarıyla halkı nasıl aldattığını 1903 yılında kaleme aldığı Kır Yoksullarına adlı broşüründe şöyle anlatıyor: “Hemen piyangonun ne olduğunu anlatayım. Örneğin benim 50 ruble değerinde bir ineğim var. Bu ineği piyango ile satmak istiyorum ve o nedenle herkese 1 ruble değerinde bilet almayı öneriyorum. 1 ruble ile inek sahibi olma olanağı var! Herkes ineği satın almak istiyor ve rubleler yağmaya başlıyor. 100 ruble toplandığında, piyangoyu çekiyorum: piyangoyu kazanan, ineği bir rubleye almış oluyor, diğerleri hava alıyor. İnek insanlara “ucuza” mı geldi? Hayır çok pahalıya geldi, çünkü değerinin iki katı para ödendi, çünkü iki kişi (piyangoyu düzenleyen ve ineği kazanan) hiçbir şey yapmadan kazanç sağladılar, hem de paralarını kaybeden 99 insanın sırtından. Demek ki piyangonun halk için kazançlı olduğunu söyleyenler halkı basitçe aldatmaktadırlar.”

Lenin’in özlüce ifade ettiği “basitçe aldatma” oyunu, yaşadığımız ülkede de Osmanlı’nın son dönemlerinden günümüze dek sürüyor. Türkiye Cumhuriyeti’nde ise ilk piyango 1925 tarihlerinde, bugünkü adı Türk Hava Kurumu olan Türk Tayyare Cemiyeti’ne maddi destek sağlamak üzere düzenlenmiş. Sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda milli piyangonun evrimi de o günlerden bugünlere sürdü. 1939 yılında yaklaşmakta olan İkinci Dünya Savaşı nedeniyle piyangodan elde edilen gelirler bu kez “Milli Savunma”ya aktarıldı. 1939’dan günümüze ise şans oyunları Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü denetiminde sahte umutlar dağıtmaya devam ediyor. 

Boş ver arkadaş talih kuşu devlete konar! 

Milli Piyango İdaresi bünyesinde her ayın 9, 19 ve 29’unda “şans oyunları” diye tabir ettiğimiz ama insanları sömüren oyunlar düzenleniyor. Bu denli çeşitlendirilen ve sık aralıklarla çekilişleri yapılan şans oyunları, toplumun bütününü sahte umutlar pompalamaya ve devlete devasa bir fon yaratmaya yarıyor. Milyonlarca emekçi bu oyunlar vasıtasıyla bireysel kurtuluş düşleri kurmaya zorlanıyor. Her köşede gördüğümüz bayilerle ve yapılan reklâmlarla “talih kuşu size de konabilir, Nimet Abla bileti bunlar!” klişesi beyinlere empoze ediliyor. Oysa bu oyunlarda yüksek ikramiyeler kazanma olasılığı milyonda birler düzeyinde. 

Çekiliş sonunda piyangoyu düzenleyenler, devlet ve birkaç kişi kazançlı çıkarken geri kalan milyonlar kaybetmeye devam etmektedirler. Elbette özelleştirilene kadar pastadan en büyük payı devlet almaktaydı. Elde edilen muazzam gelirin en büyük payı ise %38 ile “savunma sanayisini destekleme” adı altında savaş sanayisine gitmekte, gelirin geri kalanının %28’i Hazineye, %25’i vergi olarak Maliye Bakanlığına, %6’sı Tanıtım Fonuna, %2’si Olimpiyat Oyunları Fonuna ve %1’i de Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna aktarılmaktaydı. 

Milli Piyango’nun geçen yıl yapılan özelleştirme ihalesini Demirören ve İtalyan ortağı Sisal’in kurduğu “Sisal-Şans Ortak Girişimi” almıştı hatırlarsak. Demirören ve Sisal’e Temmuz 2030’a kadar piyango oynatma yetkisi veren sözleşme 2019 yılı Ağustos ayında imzalandı ve Milli Piyango 1 Ağustos 2020 tarihinde devletten özele geçti. 

Demirören ve Sisal 2020 yılı için 9 milyar 320 milyon TL hasılatı taahhüt etmişti. Bu tutar 2021 yılında yüzde 20 artı enflasyon oranı kadar artırılacak, yani enflasyonun bu yıl %15 olduğunu söylersek, 2021’de hasılatı yaklaşık 12,5 milyar TL olacak. 2022 ve 2023’de de aynı şekilde yıllık taahhüt miktarı yüzde 20 + enflasyon oranı kadar artırılacak. 2024 yılından itibaren ise artış oranı enflasyon oranından ibaret olacak. Demirören ve Sisal bu “hizmet” karşılığında satışlardan yüzde 9,5 oranında pay alacak…

Yani; kazı-kazan satışlarında, 170-180 milyon TL, piyango satışlarında ise 8-10 milyon TL kazanacaklar.

Hayatın her alanında olduğu gibi içinde bulunduğumuz sorunlardan sahte umutlarla kurtulmamız mümkün değil. Piyango aldatmacası da bunlardan biri…

Her gün, her saat kafamızın içinde döne döne bizlere zarar veren bu oyunu bozmak bizlerin elinde. İhtiyacımız olan şey, sahte umut tacirlerine aldanmadan kendi örgütlü gücümüze güvenerek bu köhnemiş sisteme karşı mücadeleye dört elle sarılmak; bir kişinin kazandığı ve milyonlarca kişinin kaybettiği bu sistemi yıkmak. Örgütsüzlük sömürüsüyle, gericiliğiyle, piyangosuyla kimlere kazandırıyor gördük.

Bu seneki piyangodan en büyük kazancımız piyangonuzu da sadakalarınızı da istemiyoruz, insanca yaşabileceğimiz bir Türkiye’yi biz kuracağız demek olabilir. Bu konuda da yalnız değilsiniz kendi geleceğini kendi belirlemek isteyenler memleketin dört bir yanında elini uzatmış sizi mücadeleye bekliyor.

 Şansın yüzümüze güldüğü yani sömürünün ortadan kalktığı, kadın cinayetlerinin olmadığı, eşit ve özgürce yaşabileceğimiz bir yıl olması dileğiyle 2021’e giriyoruz.

DİLARA