Geleceğe Uzanan Ses: Mayakovski

Kimi dönemler vardır, büyük dönüşümlerin yapıcılarının ellerinde yükselir. Olaylar, kopuşlar bir bölgede gerçekleşse de evrenseldir. Tüm dünyayı rüzgarıyla etkiler. Artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz.

Bir de bu dönüşümlerin türkücüleri vardır. Yazdıklarıyla, çizdikleriyle, oynadıklarıyla… Dönüşümlerin şarkılarını söylerler. Bazıları, dünya hala iyi bir yer değilken başlar, bazıları o devrimin içinde doğar seslerini yükseltirler. Hepsi iyi ki vardır. Arkamızı dönüp tarihe baktığımızda onların pırıl pırıl seslerini işitiriz ve artık yere daha sağlam basar, güçlü hissederiz. Evet devrimler kadar onların yanlarında olan aydınlar, sanatçılar da bizi güçlü kılar.

Kime teşekkür etmek gerek bilmiyorum ancak “1900” doğumlular, 20. YY tarihini derinden etkileyecek sanatsal bir zenginliği doğurdu. Yaptıkları işler daha önce görülmemiş özgünlükteydi. İnsanlık yeni bir yüzyıla, umutsuzlukla girerken birileri devrimin haberciliğini yapıyordu. Son derece derin ve güçlü bir şekilde.

Yarını kuracak insanların arasında Mayakovski adında bir şair de vardı. Maalesef sesi çok genç yaşta, 30’unda kesildi. Daha doğrusu kendi sesini, kalbine nişanladığı silahından çıkan soğuk çelikle susturdu. Ardından bir not ve yarım kalmış bir şiirle… İntiharı, sebepleri uzun uzun tartışıldı. Nedeni hep merak edildi.  Ancak olan olmuştu, İnsanlık büyük bir insanı kaybetmişti.[1] Nazım söylüyordu bunu, Resimli Ay dergisinde.

Peki Mayakovski neden büyük şairdi?

Tarih sayfasında biraz daha geriye gidelim. 1917’ yılı asırların kavgasını dakikalara, bir karara, ilk hamleye, halkla ulaştırılan bir bildiriye veya küçücük bir hataya kadar indirmişti. Her şey çok hızlıydı, aynı zamanda haftalar seneler kadar uzundu. Nihayetinde işçilerin öncü partisi Bolşevikler iktidarı almıştı. Büyük dönüşüm, yeni atılımlara, yeni düzene ve yeni bir insan için kollar sıvanmıştı.

Tüm gözler Rusya topraklarına dikilmişken, Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ise herkes biliyordu. Bazıları kaygıyla söylüyordu bunu bazıları da heyecanla. Evet haklıydılar hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Siyasette, halk yönetiminde, üretim araçlarında… Kültür ve sanatta da.  

Mayakovski 14 yaşında bir Gürcü olarak 1905 devrimine katılmıştı. Devrimci hıncı onu, eski düzeni bir an önce yıkmak için harekete geçirmişti. Nasıl olacağını Bolşevik yoldaşları ona göstermişti. Partisine, büyük bir heyecanla sarılmıştı. Eskiye dair ne varsa yıkacak ancak büyük bir özenle yenisini kuracaklardı. Partide probagandacı, örgütçü, yazıcı olarak faaliyet yürütmeye başlamıştı. Hareketli yıllardan sonra 1908 yılında Ohranka[2] tarafından tutuklandı. Hapishane bir okul görevi görür. Bilinmeyeni öğrenmek için size fırsatlar yaratır. Mayakovski “dışarıyı” içeriye almayı öğrenmişti. Kendi kurmaca romanlarını, hikayelerini yazmaya başlamıştı. Fakat hala öğrenciydi. Hapishaneden çıktıktan sonra Moskova Resim ve Heykel Okuluna kaydoldu. 1917 sonrası sanatta atılımların tohumları burada atılmıştı.

Mayakovski 1911 yılında sanatta Fütürizm[3] akımına imzasını koyar. Burliyuk, Kruçyonıh, Hlebnikov ve Mayakovskiy’den oluşan dört kişilik grup, “Halkın Beğenisine Şamar”[4] adını taşıyan bir bildirgeyle yola çıktılar. Burjuva geleneklerine ve beğenilerine meydan okuyolardı. Bu kurumsallığı karşılarına alsalar da hala gelişkin değillerdi. Çıkışları bilinçli işçi sınıfının sözünden uzaktı. Mayakovski bu döneminde işçi sınıfı mücadelesinde kopukluklar yaşayıp, tek başına kalsa da bu karşı çıkış gelenekçi Rus toprakları için farkıydı. Onların yeniyi aramaktan vazgeçtiklerini söylemek haksızlık olurdu. Dilleriyle, üsluplarıyla, heyecanlarıyla Rusya’da geleceği kurmaya çalışıyorlardı.  Dürüst, samimi bir dildi bu ancak bir taraftan da toy ve çocuksuydu.

Mayakovski bu çıkışın rehberliğini üstlenmişti. Hem sağcı Futüristçilere hem de Orta Çağ sanatı mistik ve dini diline hücum ediyorlardı. Yeni yaşamın yeni insanları olduklarını ilan ediyorlardı. Mayakovski tanrıya, kilise kurumlarına, burjuvalara, “melek takımını” yerden yere vuruyordu.

Dünya değişiyordu fakat Mayakovski’nin istediği bir değişim değildi. İnsanlık Birinci Dünya savaşı arifesindeydi. Mayakovski özelinde Rus fütüristler ve Rus halkı kendilerine yol arıyorlardı. Devrim dönemlerinde her şey sadeleşir, netleşirdi. İki yol vardı önlerinde. İlki burjuva siyasetinin ve kültürünün yoluydu. Zaten Fütüristler bu yolu kendileri kapatmıştı oraya gidemezlerdi. Savundukları ilkeler, ne de sınıfsal konumları da buna müsait değildi.

İşten her kaytarışın 2. Düşmanı mutlu eder, 3. Bir emek kahramanı ise 4. Burjuvalar için darbedir. – 1920

Uzattık. Evet her şey değişiyordu. Savaş, insanlara ölüm ve açlığı en acı şekliyle tattırıyordu. Rus halkı da anlamıştı ve savaşı istemiyordu. Bu derin siyasal kriz, yazının başında anlattığımız yere geliyordu. 1917 yılı Rusya’da emperyalistlere hiç unutamayacakları bir ders veriyordu.

Futüristler “gelecek” imgelerine doğrultu arıyorlardı. Koşulların da iyice ağırlaşmasıyla kendilerini devrimci hatta bulmuşlardı. Saf tutacakları cephe, onların tiksinçle baktıkları burjuva kültürünü yerle bir edeceklerini ilan edenlerden başka neresi olabilirdi? Futüristler parçası ve yaratıcısı olabilecekleri yeninin peşindeydiler ve işçi sınıfıyla buluşmuşlardı.

Kendisinin devrimi olarak gördüğü Büyük Ekim Devrimine tereddütsüz katılmıştı. Kollarını sıvamış, mücadeleye girmişti. Yıllardır alaya aldığı sömürücülerin devri bitmişti artık, yeni düzeni kurmak için var gücüyle çalıştı.

Siyasal devrim gerçekleşmişti. Bolşeviklerin önünde şimdi hiç hafife alınmayacak işçi sınıfının kültürel devrimi gerçekleşmesi sorunu vardı.[5] Eski yıkılmıştı evet fakat buharlaşıp kaybolmamıştı. Yeni ise gökten zembille gelmeyecekti. Sovyet Rusya, bir taraftan iç savaşla uğraşırken bir taraftan kalkınmaya bir taraftan kültür ve sanatı tartışıyordu. En sağ liberal tezden en sola kadar her şey tartışıyor, “yeni” aranıyordu.

Komünistler için cevap karmaşık olsa da ayaklarını bastıkları zemini iyi tarif etmişlerdi. Birincisi yaşamın her unsuru gibi sanatta da komünistlerin mücadelesi, bir parçası olması gerekir. Diğeri ise toplumsal düşümde sanatın yeri yadsınamaz ve mutlaka olmalıdır ancak bu burjuva toplumlarındaki gibi “üst insanların” erişebileceği değil halkın içinde, halkla birlikte olmalıydı.

Mayakovski, bu yaklaşımı doğru buluyordu ve içerisinde bulundu. Öncelikle Sovyet topraklarında kanlı bir savaş devam ederken, İşçilerin iktidarı sağlam durmaya kararlıydı. Mayakovski “Şair İşçidir”[6] diye sesleniyordu. Mayakovski gibi genç aydınlar, “şımarıklık” yapılamayacağını çok önce kavramışlardı.

Ukraynalı ve Rusların çağrısı bir: Pan işçiye efendi olmayacak – 1920

Kısa bir süre sonra Sovyetlerde, Mayakovski’nin de içinde bulunduğu Sanatta Sol Cephe isminde birlik kuruldu. Sloganı sıra dışıydı. “Sokaklar fırçamız, meydanlar paletlerimizdir” diyorlardı. Bunun anlamı, sanat seçkinlerin erişebileceği uğraştan çıkıp toplumla buluşmak istediğidir. Halkla buluşmak, onları dönüştürmekti. Sovyetlerin afişlerinde, ilk bir mayıs alanlarında etkileri görünüyordu. Mayakovski’nin imzasıyla yüzlerce afiş hazırlanmıştı, sanatını artık kent merkezlerini süslüyordu. Sanatı bir duvara üzerine, fabrikaların girişlerinde, karakollarda, tren istasyonlarında insanları “çağrıyordu”. Büyük kalabalıklara gür sesiyle şiirlerini okuyor, fabrikalarda oyunları sergileniyordu.

Sonuç

Aydın, çağından sorumlu olandır. Yani taraf olan, kendine buradan vazife çıkarandır. Mayakovski yaptıklarıyla, yapmadıklarıyla döneminin ilerisinde başka bir değişle çağını ileriye taşınlar arasındadır.

Sanatın dönüştürücülüğü nesnel koşullardan bağımsız ele alınamaz ancak Rusya toprakları ayaklanırken değişimi arzuluyordu veya bu değişime ikna olmuştu. Mayakovski’nin gelecek hülyası böyle bir ortamda insanları heyecanlandırdı. Tabi ki tek değildi, kolektif bir akılın sonuçları ise çarpıcıydı.

Tabi ki siyaset ile sanatın bir gerilimi vardır ama özellikle 1917- 25 arasında tarihte çok özgün bir dönem olarak sanat ile siyaset birbirine çok yaklaşmıştı. Kaynağında ise siyasi özneyle, sanatçılar tarihte eşi görülmemiş bir iktidarın yaşaması için öneriler sunuyordu, çalışıyorlardı. Sürekli tekrar ettiğim gibi yeniyi arıyorlardı. Mümkün olabilecek en iyi koşulları yaratmak ve yaşatmak için.

Mayakovski’nin ölümü üzerine 90 yıl geçti. E tabi insan bazen yenik düşer, ayağa kalkamaz. Biliyordu yapmaması gerekeni yaptığını. İntiharında bıraktığı notta bile öğüt vardı, “sakın, kimse intihara kalkışmasın” diyordu. Şimdi dönüp o tarihe baktığımızda, her şeyi mirasımız sayıyoruz. Bu bize bilinç aynı zamanda görev yüklüyor. Mayakovski’nin yaptığını değil söylediğine uyuyoruz.

Kutay Sırıklı


[1] Süleyman [Nâzım Hikmet], “Muazzam Şair Mayakofski Neden İntihar Etti?”, Resimli Ay, yıl 7, sayı 5, Temmuz 1930, s. 28-29.

[2] Çarlık Rusya’da gizli ajanlar.

[3] Fütürizm, 20. yüzyılın başlarında İtalya’da ortaya çıkmış, modern sanat ve toplumsal hareketlerin akımıdır. Fütüristik, kendi zamanına göre ileriyi öngörebilen, ilerici-modern çizgiler taşıyan demektir. Latin dillerindeki “futur”, “futura” kelimelerinden gelir. Ancak Rus Fütürizmi, İtalyan kökeninden farklıdır. “Gelecekçilik”Rusya topraklarında kendisini komünizm fikriyle somutluyor ve avangard bir sanatı ilan ediyordu.

[4] http://ozgurvebagimsiz.blogcu.com/halkin-begenisine-samar/1981095

[5] Bu yazının kapsamını fazlasıyla aşacak bir alan. Burada ancak karikatürü verilebilir.

[6] https://www.antoloji.com/sair-iscidir-siiri/