Gelecek, sosyalizm için mücadele eden gençlerin olacak!

TKP merkez komite üyesi Erhan Nalçacı, Türkiye Komünist Gençliği’nin yayımladığı
“21.Yüzyılda Genç Olmak” yazı dizisi hakkındaki sorularını cevapladı.

Bildiğiniz üzere Türkiye Komünist Gençliği (TKG) “21. Yüzyılı Biz Değiştireceğiz” başlıklı bir yazı dizisi yayımladı. Bu yazı dizisinde geçtiğimiz yüzyıla bakarak, bugün düzenin değiştirileceği belirtiliyor. İlk olarak yazı dizisi ile ilgili düşüncelerinizi öğrenmek istiyoruz. 

Yazı dizisini okudum ve çok değerli olduğunu düşünüyorum.

Çünkü son 30 yıla damgasını vuran gericilik sadece dinsel düşüncenin yaygınlaştırılmasıyla ilgili değildi. Post-modern düşünce gençlerin anlam dünyasını dejenere etti. Tarihin gereksiz olduğu ve “an”ı yaşayarak anlamın üretilebileceği vaaz edildi. Bütünlük duygusu aşındırıldı, nesnellikle bağlantılı olarak düşünme kötülendi, öznellik öne çıkarıldı.

Bütün bu akla yapılan saldırılar,  gençlerin çağımızı kavramasının ve çağımıza karşı sorumluluk almasının önüne geçmek içindi. Gençlerin önüne koyulanı sorgulamadan yemesi, çok bilinçli olarak örgütlendi.

Sonuçta yaşamın anlamı bütün olandan ve bütünün içindeki karşılıklı ilişkileri kavramaktan geçer. Bu ilişkiler bütününe ulaşmanın en iyi yolu tarihi bilmeye dayanır.

Yazı dizisi Türkiyeli gençlere seslenen bir tarih çalışması sunuyor. Tarih içinde olayları sınıf mücadeleleri ile ilişkilendirerek ele alıyor. Buna bağlı olarak yaşamın anlamını bu akılsız, çürümüş ve emeğe düşman düzene kapılıp gitmekte değil, onu değiştirmekte görüyor. Bu nedenle söz konusu yazı dizisinin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.


TKG’nin  “21. Yüzyılı Biz Değiştireceğiz” iddiasının temelleri neler olabilir? Yani size göre bu iddia nasıl bir anlam taşıyor?

“Biz değiştireceğiz” iddiası önemlidir. Demin söylediğim gibi bu iddia öncelikle tarihsel bir özgüvenden kaynaklanıyor. Sosyalizm sadece geçici olarak geri çekildi. Dünyanın, üretici güçlerin geldiği düzeyin, emperyalizmin tıkanmışlığının geldiği noktada hak ettiği düzen sosyalizmdir.

İkincisi, tarihsel haklılığın yanı sıra bu düzende gençler için ufukta hiçbir seçenek görünmüyor. İşsizlik, anlamsız ve geçici işlerde çalışma, sömürüldüğünü bile bile tâbi olma, emperyalizmin güdümündeki savaşlarda canını yitirme riski ve her türlü çürüme… “Değiştireceğiz”in altındaki özgüven bu tıkanıklıktan da kaynaklanıyor.

Ayrıca, tarihsel olarak ispatlanmış bir gençlik dinamizminden bahsetmeliyiz. Bu dinamiğin işçi sınıfı siyasetiyle buluştuğunda boşa düşmediğini, son derece devrimci bir enerji ürettiğini biliyoruz.


Buradan hareketle, 20. yüzyıl ile 21. yüzyılda yaşayan gençlerin karşılaştıkları sorunlar, ürettikleri/üretmeye çalıştıkları çözümler ve gençliğin politikleşme kanalları arasındaki farklar ve benzerlikler size göre nasıl tarif edilebilir?

Geçen yüzyılda Ekim Devrimi ve özellikle 2. Dünya Savaşı’nda faşizmin Kızıl Ordu tarafından yenilmesinin ardından, insanlığın daha iyiye, güzele doğru gittiğine, sosyalizmin kaçınılmazlığına ilişkin devrimci bir inanç gençliği sarmalamıştı. Bu güçlü etki siyasallaşmış, dünyaya karşı kendini sorumlu hisseden ve bu mutlak ileri atılımda payı olsun isteyen bir gençlik yaratmıştı.

Bugün bu etkinin olduğunu söyleyemeyiz. Sovyetler Birliği’nin bir karşı-devrim sürecinden geçerek dağılmasından sonra uzun süren gericilik dönemi, gençliği geleceksiz ve umutsuz bıraktı.

Buna karşılık 21. yüzyıla, TKG gibi öncülerin görevini kolaylaştıracak çok önemli faktörlerle girdik.

Örneğin, SSCB’nin varlığı sadece Sovyet emekçileri için değil, bütün dünyadaki emekçiler için şöyle ya da böyle kazanımlara yol açtı. Bizim gibi ülkelerde devrimden korkan egemenler; sosyal devletçi, emeğin örgütlü olduğu, kamucu özellikler gösteren bir düzene razı olmak zorunda kalmışlardı. 21. yüzyıla girdiğimizde bu kazanımların hemen hemen tamamı elimizden gitti.

O zaman düzen siyasilerinin bir kalitesi vardı, en sağcı olanın bile akıl sağlığı yerindeydi. Bir de şimdikilere bakın.

Emperyalist düzenin içinde bulunduğu iktisadi, moral ve siyasi kriz halini bunlara eklemeliyiz.

Yine geçen yüzyıl gençliği devrimci kılıyordu, ama reel sosyalist deneyimlerin ve akımların arasındaki çelişkiler çok kafa karıştırıyordu. Devrimci demokrasinin gençlik içinde ulaştığı güç, Sovyet-Çin ayrışmasının yarattığı yanılsamaya dayanan bölünme, reel sosyalist ülkelerde devrim barutunun azalması ve karşı devrimci süreçler…

Bugünse siyaset ne kadar net; ya sosyalist devrimcisin ya da liberal. 


Türkiye’ye bakacak olursak düzenin çeşitli bağımlılıklarla, geleceksizlik ve umutsuzluk ile kuşattığı ve yalnızlaştırdığı gençler arasında, çıkış yolunu yurt dışına çıkmakta bulanların sayısı az değil. Peki ‘’insanca bir yaşam’’ hayali ile göç edilen Avrupa ülkelerinde ya da ABD, Japonya gibi ülkelerde gençliğin durumunun Türkiye’den farklı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Türkiye son yıllarda yaşaması zor bir ülke haline geldi. Bu yalnız geçim sıkıntısına bağlı değil, artan çirkinlikler, otoriter bir rejimin bunaltıcı etkisi nedeniyle de gençler gözlerini yurt dışına çeviriyor. Ama işin gerçeği yurt dışına gitmek, kaçmak başka bir deyiş ile hiç iyi bir çözüm değil. Dünyamızda bir “cennet köşesi” kalmadı.

Türkiye’de yürütülen emekçi sınıflara karşı neo-liberal operasyon dünyanın hemen her yerinde işledi. Bütün dünya ülkelerinde gençler arasında işsizlik oranları çok yüksek, iş bulabilenler ise uzun saatler boyunca çok düşük ücretler karşılığında çalışmak zorunda kalıyorlar. Ayrıca yurt dışında çok yaygın bir şekilde milliyetçiliğin, ırkçılığın yükseldiğine tanıklık ediyoruz. Emperyalist yönlendirmeler sonucunda çok sayıda terör olayı yaşanıyor. Çevre sorunları ve iktisadi kriz beklentileri bütün dünyayı sarmış durumda. Kim bugün Çin’de veya Avustralya’da olmak ister?

Öte yandan şunu biliyoruz, siyasi mücadele, en iyi insanın kendi ülkesinde verilir.  Yurt dışına gitmek sosyal dışlanmışlığın yanı sıra siyasi bir izolasyonu da beraberinde getiriyor.

Gençlerin yapabileceği en iyi şeyin ülkelerinde siyasetle uğraşmak olduğunu düşünüyorum.


TKG, bunlarla birlikte, gençliğe çözüm yolu olarak örgütlü mücadele etmeyi gösteriyor. Son olarak, Türkiye’nin genç nüfusu mücadele kanallarını nasıl tesis etmeli? Örgütlü mücadele etmek ile düzeni değiştirme iddiası arasında nasıl bir paralellik var? 

Şüphesiz, siyasi mücadele örgütlü olarak verilir ve laf olsun diye değil, gerçekten bir düzen değişikliği arıyorsanız bir merkeziniz olmalıdır. Gençleri, aydınları, emekçileri tek bir vücut gibi hedefe kilitleyecek bir merkez. Bu merkez işçi sınıfının öncü siyasetinden başka bir şey değildir.

Örgütlü mücadele; sadece yaşama anlam katmaz, sadece ülkenin en iyi insanları ile birlikte olma şansı vermez veya sadece bu düzene karşı güvenliğinizi sağlayacak bir sığınak olmaz. Örgütlülük devrimin tek güvencesidir.

Gençler liselerde, üniversitelerde, mahalle ve işyerlerinde örgütlenmelidir.

Siyasi mücadele ile tanışmanın en iyi yaşının lise çağı olduğunu unutmayalım. Deneyimimiz bize liselerde siyasetle tanışmanın siyasi mücadeleyi bir ömür boyunca sürdürme şansını çok artırdığını söylüyor.


Değerli görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ediyoruz. Türkiye gençliğine iletmek istediğiniz son bir mesajınız var mıdır? 

İçinden geçtiğimiz alt üst oluş döneminde gençler tarafından yükseltilen düzeni değiştirme iradesi, çok kıymetli.

Gelecek, sosyalizm için mücadele eden gençlerin olacak.