Görüntünün Politikası

Gül bahçesi gibi saydam soyutlukların yaşadığı bu yerde ikiyüzlülük kraliçedir. *

 Yaşamımızın büyük bir bölümünde tanık olduğumuz her olay, her gelişme türlü türlü biçimlerde servis edilir önümüze. İstedikleri görüntünün ayarlarını kuran bir düzenin politikasıdır bu. Bir nevi sahte görüntülerin ardına gizlendirilmiş gerçekler dünyasıdır. Gerektiğinde parlaklık arttırılır, gerektiğinde büyük bir sis perdesi örülür gözlerimize. Üstüne üstlük yarattıkları bu sahte görüntülerin her birini sömürü düzeni için bir meşruiyet kaynağı olarak kullanırlar. Bu politika, kötülüğün süslendirilip püslendirilip masumane ifade edilişi kadar, iyi ve güzel olan gerçekliğin canavarca ifade edilmesidir aynı zamanda.

 Yaşanılanı ve gerçekliğin bütün yalınlığını kamufle etmek, kapitalizmin en temel ideolojik unsurlarından biridir. İşlerine nasıl geliyorsa tabi. Siyaset bu tür örneklerle doludur. Her yıl milyonlarca insanın ölümüne yol açan savaşların kararının, ismi “savunma” olan bir bakanlık tarafından verilmesi. Herhangi meşru bir ülkenin topraklarını işgal etmenin ve o ülkenin insanlarını katletmenin “barış harekâtı” diye ifade edilmesi. On binlerce işçinin ölümüne ve sakatlığına sebep olan iş kazalarının “işçilerin dalgınlığına” yorulması. Kapitalizmin yarattığı bu akıl almaz sömürü düzeninin zenginliğinin bireylerin başarılarına yorulması. Özünde faşist ve kötü olanın kahramanlaştırılması. Binlerce insanın ölümüne sebep olan bir virüsün yarattığı devasa tahribatın “kişisel izolasyona” yeterince önem verilmemesiyle açıklanması. Ama hakkını arayınca kolayca “terörist” olabiliyorsun. Kötü olanı eleştirince “vatan haini” ilan edilebiliyorsun. Bu akıldışı düzene karşı isyanını dile getirdiğinde “milli birlik ve beraberlik” ikiyüzlülüğünü dile getirebiliyorlar. Bir de tabi “aynı gemideyiz” yalanı var. Onlar güvertelerinde viskilerini yudumlarken, emekçiler bu devasa geminin bitik kürekçileridir.

 Kapitalizmin ideologları işte bu icat ettikleri görüntüleri, acımasız ve bütün çıplaklığıyla ortada olan gerçeklikleri gizlemek ve onu kamufle etmek için kullanırlar. Binlerce insanın açlığına, kendilerine ve topluma yabancılaşmasına, alabildiğine gericileşmesine sebep olan sınıflı bir toplumda, sınıflar arasında ki uzlaşmaz karşıtlığı gizlemek, kapitalizmin en güçlü politikalarından biridir. Tank paletlerinin, kitle imha silahlarının ve ölüm çığlıklarının ardına gizlenmiş bu tekeller, bütün bu kötülüğün aracılarını da yaratmışlardır. Bütün dünyayı neredeyse bir yok oluşun eşiğine getiren bu kaotik düzenin yaratıcıları olan büyük tekeller ve onların yönetim kurulları; parlamentoları, iktidarı, düzen muhalefetini, uluslararası kurulları, çeşitli sivil toplum kuruluşlarını kendi isteklerinin elçisi olarak yaratmışlardır.  Kendileri, milyonlarca insanın canına mâl olan ve yine yüz milyonlarcasının emeğinin sömürüsünden elde ettikleri dolarlarını, sefa sürdükleri yalılarının bahçelerinde sayarken gerek üretimin içinde gerek devlet kurumlarında fonladıkları politikacıları ve ideologlarıyla, bütün kirli işlerini yürütürler. Görüntünün ardına gizlenmiş gerçeklik tam olarak budur. Devlet ve burjuva akademisi bu görüntünün politikasını yaratırlar.

 Görüntü aynı zamanda bir yönetim biçimidir de. Kapitalizm, tüketimin artması ve talebin yaratılması için cezbedici görüntülerini yaratmak zorundadır. Reklamlar, afişler, ihtişamlı yapılar, rengarenk markalar, diziler, filmler vs… Bireyin görsel algısına ve haz duygusuna yapılan cezbedici bir saldırıdır bu. Biçimlerle dizayn edilmiş kâr arayışıdır. Fütursuzca üretilen ürünlerin tüketimini sağlamak için yaratılan görüntülerdir.

 Kapitalizm bu görüntüleri sağlamak içinde milyarlarca dolar para harcamaktadır. Bu gereksiz harcama kalemleri akıldışılığın bir diğer göstergesidir. Görüntülerin ve sahte biçimlerin yarattığı izlenimler aynı zamanda toplumsal ilişkileri de altüst ediyor. Yaşama gerçekliklerle değil, yaratılan cezbedici ve caydırıcı görüntülerle bağlanan toplumlar, bu görüntülerle ve onun politikasıyla zehirleniyorlar.

 Ama gerçeklik mutlaka kendisini ortaya çıkarır. Gerçek olanın yıkım gücü, bu düzenin bütün çarklarını yıkmak için kendisini gösterecektir. Bu güç mutlaka halkın öfkesiyle bütünleşecektir. Dayanılmazlığın ve çaresizliğin hat safhaya ulaştığı bir toplumda hiçbir görüntü, gerçekliği maskelemeye yetmeyecektir artık. Gerçekliğin bu yıkım gücünü yönlendirmek ve bu düzenin değişmesine tabi kılmak ise en önemlisidir. Bu yıkımın gücünü yönlendirmek ancak gerçekliğin zırhını kuşanmış örgütlü bir toplumla ve onun öncüsüyle gerçekleştirilebilir. Örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez ve hiçbir sahte politika örgütlü bir halkın aklını zehirleyemez. 

Bütün bu gösteriş ve görüntü dünyasının içinden gerçek olanı bulup çıkarmak, düzeni değiştirmek için mücadele eden bizlerin görevlerinden biri olmalıdır. Kapitalist sistemin bütün pisliklerini ifşa etmeyi yaşamımızın bir parçası haline getirmemiz gerekir. Önümüzde duran bu karmaşanın ve sahte biçimlerin içerisinde ki öze ulaşmak ve irdelemek ise bir dünya görüşünü gerektirir. Tarih, teori ve edebiyatla zenginleştirilmiş bir akıl ve bu aklın sağladığı incelikli düşünme yetisiyle beraber, olguları ve olayları daha derinden kavrayabilme özelliğine sahip olmamız gerekir. Zihnimizden süzülenleri ise emekçi halkın yararına ve onlarla birlikte bu düzeni yıkmak için bir iradeyle ve örgütlenerek bir güç haline getirmek gerekir.

*Marksizm, insan ve toplum, Taner Timur

Fatih Beyaztaş