Hayalle Gerçek Arasında: Gabo

Onu asıl dehşete düşüren şey, kendini ifade edememekti;

Hayatında ve ölümünde tecrübe ettiği en büyük dehşetti bu.”

(Mavi Köpeğin Gözleri-Gabriel Garcia Marquez)

Her dönem o dönemin içine doğmuş insanı kendi mayasıyla yoğurur. Düşünceleri oluşturur, eylemleri belirler. Fakat insanlık tarih sahnesine bir kez çıkıp, koşulların dayattığını altüst etmek için mücadele ettiğinde düzenin mayası tutmaz olur artık. Düşünceler değişir, eylemler farklılaşır ve insanlık kendisini yeniden yaratır. Büyük altüst oluşlar tam da bu şekilde ortaya çıkar ve küçük bir coğrafyada olsa dahi dünyanın dört bir yanını etkiler. Rüzgârın etkisiyle dağılan yapraklar gibi saçılır etrafa. Başka coğrafyalarda insanlık yeniden filizlenir. İşte bu filizleri sulayan, onları büyütüp yeşerten şey şiirlerini kendi insanları için yazan, öykülerini kendi toplumunun yaşadıklarını resmetmek için kaleme alan sanatçılardır.

5 yıl önce bugün aramızdan ayrılan Marquez, sömürü altında can çekişen, bütün toprakları kanla sulanmış Latin Amerika coğrafyasının yemyeşil bir ormana dönüşmesini sağlayan en önemli yazarlardan birisidir. Kolombiya’nın Aracataca kentinin küçük bir kasabasında dünyaya geldi Marquez. Coğrafya kaderdir sözünü kabul etmesem de bu kent Marquez’in yazınsal bütününün arka planını oluşturdu. Kaleminin mürekkebine bulanmış her bir cümle doğup büyüdüğü yerde gördüklerinden, yaşadıklarından oluştu. Jose Arcadio Buendia’dan Ursula Iguaran’a, Santiago Nasar’dan Delgadina’ya kadar romanlarındaki karakterlerin tamamı kendi çocukluğunun insanlarından oluştu. Hatta öyle ki “Yüzyıllık Yalnızlık” kitabında ki eczacı Mercedes 17 yaşında âşık olduğu ve 14 yıllık bir bekleyişin sonunda evlendiği eşinin, ilk ve son aşkının, ta kendisiydi. Marquez, bir söyleşisinde insanların ona sürekli romanlarda gördükleri karakterleri bir yerden tanıdıklarını dile getirdiğini söylüyor. Buna verdiği cevapsa çok sade ve bir o kadar da net: “Romanlarımda gerçek olmayan hiçbir şey bulamazsınız.”[1]

Gerçeğin Sihri

Büyülü Gerçekçilik akımının babası olarak kabul edilir Marquez.  Büyülü Gerçekçilik dendiğinde hepimiz bir adım geride durabiliyoruz bazen. Çünkü içinde yaşadığımız düzenin yarattığı illüzyonlar her geçen gün daha da karmaşık bir hale bürünürken, gerçekliğe doğrudan temas etmek istiyoruz. Fakat söz konusu olan Marquez olunca, bana sorarsanız, ayağımız bir adım önden gitmeli, geriden değil. Evet yazdığı çoğu kitap eşi görülmemiş olaylarla örülmüştür. Anlatılan her şey büyülüdür ve fakat bir o kadar da gerçektir. Çünkü Marquez gerçeğin sihrine olan inancını hayal dünyasının büyülü bir anlatımıyla çıkarır karşımıza. Bize dayatılan sınırların ötesini, doğru olduğuna inandığımız şeylerin nasıl bir dayatma olarak ortaya çıktığını gösterir bize. Yani düşünsel dünyamızın sınırlarını zorlar, hayalle gerçek arasındaki su götürmez ilişkiyi gösterir.

Gerçeklikle kurduğu bu ilişki yani ona olan inancı ve ilgisi daha yazınsal hayata adım attığı ilk yıllarda dolanmıştır ayaklarına. 1955 yılında Kolombiya Deniz Kuvvetleri’ne ait bir gemi okyanus dalgalarına yenik düşüp batmıştır. O kazadan sağ çıkmış olan denizci asker Velasco olaydan sonra faşist hükümet tarafından milli kahraman ilan edilir. Fakat kısa bir süre sonra Marquez’in o dönem çalıştığı El Espectador gazetesinin kapısını çalar Velasco. Batan geminin devletin kaçak mallarını taşıdığını söyler. Marquez daha sonraları “Bir Kayıp Denizci” olarak öyküleştireceği bu olayı gazetenin manşetine taşır. 1 hafta önce kahraman ilan edilen Velasco artık bir vatan haindir, Marquez ise İtalya’da sürgün hayatı yaşamaya başlayan bir gazeteci…

Gerçekleri dile getirmek bütün düzenini bozmasına sebep olsa da Marquez hayatı boyunca bundan hiç geri adım atmadı. Yazar olmak istediğini annesine söylerken onu duyan yolculardan biri “İyi bir yazar, iyi para kazanabilir; özellikle de hükümet için çalışırsa.”[2] demişti ona. Para kazanmak için yazmadı Marquez. İktidara yaranmak için yalandan cümleler sıkıştırmadı satırlarının arasına. Romanlarını ne kadar büyülü bir dille yazdıysa hayatını da bir o kadar sade yaşadı. Son nefesine kadar yoksul halkın yanında olmaktan, gerçekleri onlardan yana dile getirmekten hiç geri adım atmadı.

Bir Gerçeklik Olarak Sosyalizm

Altını çizmeye çalıştığım gerçekliğe olan inanç Marquez’in sosyalizmle kurduğu bağın en önemli ayaklarından biriydi bana sorarsanız. Kendi coğrafyasında süre giden ağır sömürü ve insanların yaşam koşulları gerçekliğin en somut haliydi onun için. Bu karanlık ve kanla benzenmiş kötülüğü yıkmak içinse bundan daha gerçek ve insanlık adına daha iyi bir sistem gerekiyordu: Sosyalizm. Evet, sosyalistti Marquez. Simon Bolivar hayranı bir dedenin torunuydu ve hayatı boyunca Bolivarcı devrime hep sahip çıktı. “Bütün dünyanın sosyalist olmasını istiyorum ve inanıyorum ki er ya da geç öyle olacak” diyordu bir söyleşisinde. Örgütlü mücadelenin bir parçası olmasa da devrime ve sosyalizme olan inancı hiç zayıflamadı. Fidel’in en yakın dostu oldu. ABD’nin ablukasına karşı sosyalist Küba’yı can siperane savundu. Fidel’in ve yoldaşlarının mirasına sahip çıktı. Hatta Mario Vargas Llosa ile aralarındaki can dostluğunu Küba’ya ihanet ettiğini düşünerek bitirdi (Padilla olayı).

Tam olarak bir aydın demekten geri dursam da aydın yanları ağır basan, içinde yaşadığımız köhne düzene karşı yılmaz bir öfke besleyen ve bunu dillendirmekten de hiç geri durmayan bir edebiyatçıydı Marquez. Kolombiyalı olmasına rağmen “Kolombiya’yı hiç sevmeyen bir yazar” derler kendisi için. Neresinden tutsak elimizde kalır bu. Her bir kitabının hikayesi Kolombiya’nın sokaklarında geçer. Acılar oranın insanlarının acısı, mutluluklar onların mutluluğudur. Bir sosyalist olarak ülkesini sevmemesi imkansızdır ve yanlış anlaşılan şeyin doğrusu şudur: Nefreti ülkesine değil onu yönetenlere, kanlı pazarlıkların sistemi olan kapitalizmedir.

Evet bu dünyadan bir Marquez geçti. Yapıtları ve yaşamıyla örnek bir hayat sundu bizlere. Tarihin tozlu raflarında değil, aklımızın aydınlık köşelerinde yer bulması dileğiyle.

Per omnia secula seculorum[3]

Oğuzhan Üzel

[1] https://www.ekdergi.com/gabriel-garcia-marquez-yuzyillik-yalnizlik-edebiyat-ve-sinema-uzerine-turkce-altyazili/

[2] Anlatmak İçin Yaşamak, Gabriel Garcia Marquez

[3] Latince ’de “Yüzyılların Yüzyılına” anlamına gelen sonsuzluk fikrini ifade eden deyiş.