Karanlığa Teslim Olmayan Komünist Şair: Nâzım Hikmet

Karanlığa teslim olmayan, gericiliğe, baskılara, sürgünlere boyun eğmeyen işçi sınıfının komünist şairi Nâzım Hikmet 119 yaşında. İşçi sınıfının kurtuluşu mücadelesine adadığı ömrü, dünyanın tüm ezilen ve sömürülenlerine duyduğu derin sevgi ile Nâzım Hikmet, mücadelemizde yaşamaya devam ediyor ve edecektir.

Kimilerine göre dünyaca ünlü bir şair, kimilerince “kartpostal şairi” ve kimilerince de aşklarıyla, sevdalarıyla ünlü bir şairdir Nâzım Hikmet. Oysa Nâzım Hikmet’i Nâzım Hikmet yapan dâhiyane yetenekte bir komünist şair olmasıdır. Yaşamında da ölümünden sonra olduğu gibi bazen yere göğe sığdırılamamış bazen de yerin dibine batırılmıştır. Ama kim ne derse desin Nâzım Hikmet eşsiz bir komünist şair olarak yaşamaya devam edecektir. Çünkü bizler Nâzım’ın gerçek kimliğini böyle tanıdık…

   15 Ocak 1902’de Selanik’te doğan Nâzım Hikmet, kendi Otobiyografi’ sinde de söylediği gibi bir daha doğduğu şehre dönmemiş, dönememiştir. Kavgayla, mücadeleyle geçen koca bir ömür ona bu fırsatı tanımamıştır. Çocuk denecek yaşlarda şiirle ve resimle uğraşmaya başlamış, ama şiiri ve edebiyatı hiçbir zaman salt sanatsal bir uğraş olarak görmemiş, daima ezilenlerin, sömürülenlerin, haksızlığa karşı dövüşenlerin yanında yer almıştır. Yaşadığı hayata hayatın getirdiklerine karşı tarafsız olmamış, toplumsal sorunlara karşı duyarlı olmayı, halkını ve ezilenleri aydınlatmayı bir görev olarak kabul etmiştir. Onun durduğu taraf, kaypak küçük-burjuva aydınların veya salt entelektüel kaygılarla “sanat” yapanların tarafı değil, tarih bilincine sahip, materyalist ve fikirleri uğruna mücadeleye girenlerin tarafıdır:

“Ben 1923’ten beri Türkiye Komünist Partisi üyesiyim; övündüğüm tek şey budur. Dünya tarihinde, çağının sorunları karşısında büsbütün yansız ve edilgen kalmış bir tek yazar göstermek kuşkusuz zor olacaktır. Yansız olduğu sanılabilir ve söylenebilir, ama nesnel olarak hiçbir zaman yansız olamaz.”

Nâzım Hikmet’in bu yönü şiir yazmaya başladığı ilk gençlik yıllarına kadar uzanır. Özgürlükçü ve ilerici düşüncelerin beslediği bir aile ortamında büyüyen Nâzım’ın şiirlerinde, içinde yaşadığı dönemin toplumsal sorunları hep yer almıştır. Emperyalistlerin pençesinde inleyen ülkesine ve halkına karşı bir sorumluluğu olduğunu düşündüğünden, ilk gençliğinde yazdığı şiirler vatanseverlik ve kahramanlık duygularıyla doludur. Öyle ki, sonunda kendisi de işgal karşıtı mücadeleye katılmak üzere Anadolu’ya geçmeye karar verir…

Ömrünün 18 yılını hapishanede, 12 yılını sürgünde geçiren Nâzım, Bursa Hapishanesinde mahkûmiyetinin 11. yılında dile getirdiği gibi, hangi şartlar altında bulunursa bulunsun, “düşünmekten, okumaktan, çalışmaktan ve dövüşmekten”, yaşamı emekçilere verilmiş bir mücadele sözü olarak algılamaktan hiç vazgeçmemiştir. Çünkü insanlıktan umudunu kesmeyenlerin yaşamakta ayak diremesi gerektiği inancındadır. Sınıf mücadelesinin hiçbir vakit tekdüze bir seyir izlemediğinin, karanlık ve gerici yılların tarihin her döneminde yaşandığının bilincindedir. Ancak bu böyledir ki, toplumsal baskı ve şiddetin arttığı, mücadelenin geriye çekildiği, umutsuzluğun ve karamsarlığın toplumun derinlerine işlediği dönemlerde, düşmana inat bir gün fazla yaşamak lâzım. İşte Nâzım bunu yaptı…

Bedenini hapsedenlere karşı zincirini kıran Nâzım, devrimci edebiyat ve sanatı toplumsal kurtuluş mücadelesini ilerletmek için bir direnme aracına dönüştürmüştür. Bir komünist olarak koşullara boyun eğmez, demir parmaklıklar arkasında da olsa mücadelesini sürdürür. İçerde ve dışarda değişmeye, değiştirmeye devam eder. Hem kendisinin hem de dokunduğu insanların hayatını. Tek tek iplikler gibi çaresizce hayata bağlanmayı kabullenmez. Farklı iplikleri kaynaştırıp, ince ince ilerleyen bir desen gibi şekil verir etrafına. Bilincini ve iyimserliğini diri tutan devrimci ozan, desenin bütününe hâkimdir ve geleceği dokur dizelerinde. Devrimci edebiyat ve sanatla karşı koyar karanlığın teslimiyetine:

Hürriyet hepimize yetmiyor.

Hürriyet hepimize yetebilir.

Ve sevda kederi,

hastalık kederi,

ayrılık kederi,

kocalmak kederinden

gayrısı aşmayabilir eşiğimizi.

Kitap hepimize yetebilir.

Ormanlarınki kadar uzun olabilir ömrümüz.

Yeter ki bırakmayalım, yaşanmamış

günlerimiz yok olmasın çocukların

avuçlarıyla birlikte,

boşluğun karanlığına çıkmasın negatif resimcikler, yeter ki ekmek ve hürriyet yolunda

dövüşebilmek için yaşayabilelim.

Tüm olup biteni, yaşanan acıları, içinden geçilen dönemin boğucu atmosferinin insan bilincini dumura uğrattığı böyle süreçlerin ifadesini, devrimci sanatın yoğun duygusal ve imgesel dünyasında bulmak mümkün… Bu dönemlerin bu tarz romanları, şiirleri vs. verilen kavganın çetinliğine her düzeyde şahitlik ederken, onu geleceğe aktarma rolünü de üstlenir. Nâzım, içinden geçmekte olduğu karanlık dönemi ve direncini bugüne dizeleriyle ulaştırmıştır. Ölümden yaşama, sevmekten ayrılığa, dövüşmekten yenilgiye, acı çekmekten boyun eğmemeye, kısacası hayata dair ne varsa yer alır dizelerinde. İnsanlığın ileriye yürüyüşünün hiçbir vakit durdurulamayacağının bilincindedir. İnsana, sevgiye, sanata, hayatın kendisine düşman olanlara karşı sınıf mücadelesinin etkili bir aracına dönüştürür dizelerini. O, yüreği işçi sınıfı için atan bir komünisttir…

Dilara Ağcıoğlu