Korona Günlerinde Memleketimizden İnsan Manzaraları

İnsanlık olarak tarihsel bir süreçten geçiyoruz. Dünyanın ve memleketimizin salgın hastalıkla mücadele ettiği bu günlerin her bakımdan arşivlenip, geriye dönüp bakacağımız anıları olmalıdır diye düşünerek, tarihe bir belge bırakmak amacıyla yaşadığım yer olan İzmir’de sokakların fotoğrafını çekmeye çıktım.

Bu kez normaldeki fotoğraf çalışmalarından çok daha farklı bir deneyim oldu. Toplumda sokağa çıkar çıkmaz hissedilen korku ve insanlarda birbirlerine karşı ciddi bir güvensizlik havası vardı. Elimde fotoğraf makinem ve kendi önlemimi alarak İzmir sokaklarında dolaşmaya başladım.

İlk adresim eczanelerdi. Zor koşullarda çalışan sağlık emekçilerinin durumunu en kolay eczanelerde resmedebilirdim. Gittiğim ilk eczane çok kalabalıktı ve içeride ciddi önlemler alınmış bir eczaneydi. Kendimi tanıtıp, üniversite öğrencisi olduğumu ve okul projesi için birkaç fotoğraf çekmek istediğimi söyledim. İşlerinin başlarından aşkın olduğu hemen anlaşılıyordu ve muhtemelen üstlerinde ciddi baskı olduğundan beni içeriye almadılar ve gitmemi rica ettiler. Birkaç eczanede daha benzer olay yaşadıktan sonra çok da önlem alınmamış bir eczaneye geldim. Yüzlerinde maskeleri olmadan, elleri çıplak bir şekilde çalışıyorlardı. Beni gördüklerinde muhtemelen gazeteci sandılar. Eczanenin kapısından içeriye koşuştular ve kepenk indirecek duruma geldiler.

Sonuç olarak eczanelerde fotoğraf çekememiştim. Salgın günlerinde çalışmak zorunda olan emekçileri fotoğraflamayı kafama koymuştum. Bu yüzden ikinci adrese, çeşitli hizmet sektörlerine gitmeye karar verdim. Çalışan işçiler fotoğraf çekmeme  izin vermiyorlardı. Sebebini sorduğumda ise patronlarının buna müsaade etmediğiydi. Nasıl da korkuyor patronlar, emekçilerini hangi koşullarda çalıştırdıklarının kamuoyuna yansımasından. Farkettirmeden birkaç fotoğraf aldıktan sonra sokaklardan fotoğraf almaya devam ettim.

Bu arada büyük bir kahvehaneye rastladım. Kahvehaneler kapalıydı ama önünde 60-70 yaş aralığında yaklaşık 15-20 kişilik bir grup sohbet edip kapanmış kahvehanenin önünde oturuyorlardı. Hemen fotoğraf çekmek için makinemi elime aldığımda bir korkuyla fırlayarak yanıma geldiler. “Evladım evimiz burada, hava almaya çıktık. Lütfen fotoğrafımızı çekme” dediler. Yine gazeteci sanılmıştım ve ceza yemekten korktuklarını anlamıştım. Toplu bir fotoğraf alamasam da kahvehane önünde fotoğraf çekmeyi başardıktan sonra adresim süpermarketler oldu. Market içerisinde insanlar adeta yangından mal kaçırırmışçasına erzak depolama yarışı içindeydiler. Birbirlerinin neredeyse üstüne çıkıyorlardı. Çünkü içinde yaşadığımız düzen böyle kriz zamanlarında dayanışmayı değil, paçayı kurtarmayı öğütlüyordu.

Süpermarketin kapısında ise güvenlik hemen önüme set çekti ve fotoğraf çekmeme izin vermedi. Yine de elinde bir tuvalet kağıdıyla marketten çıkmış bir amcayı etrafına korku dolu bakışlar atarken fotoğrafını alabilmiştim.

Son olarak bunları neden anlattığıma gelirsem, deneyimlerimi aktarıyorum çünkü içinde yaşadığımız düzenin adaletsizliğini her an, her yerde görüyoruz. Televizyonlardan, sosyal medya hesaplarından evde kalın derken, evde kalmanın aslında o kadar da kolay olmadığını görüyoruz. Bunu da sokaklardan, hayatın içinden anlıyoruz yine.

Bu süreci belki de en iyi gözlemleyebildiğimiz yer sokaklar. Alışkanlıklarını değiştiremeyen amcalar, çalışmak zorunda olan emekçiler ve muhtemelen maske temin edilmeyen sağlık emekçilerinin, eczacıların korkusu. Elbet geçecek bu günler ama bu günlerde işine gitmek zorunda kalan insanlar yaşadıklarını unutmayacaklar. Biz de unutmayacağız bu günlerde çalışmak zorunda olanları. Unutmayıp ve hesap soracağız. İnsan sağlığının önüne sermayeyi koyanlardan, sağlık emekçilerinin taleplerini karşılamayanlardan ve akıl dışı bu düzenin kendisinden.

Etkin Kolbaşı