Kutay Sırıklı

Mektuplar hep birilerine yazılır. Bazen özlemlerin dizeleri dökülür kâğıda bazen hoş beş etmek için yazılır. Bazıları düzenli olarak ulaşır birilerinin eline, mektup arkadaşı olunur. Bazen hiç tahmin etmediğin yerden gelir, birden çalar kapını. Mektup habercidir; kulağının işitmediği olayları taşır sana. Ne haber var oralarda öğrenirsin, mutlu eder insanı.

Mektuplar tarihi veriyor bize. Sadece tarihte kaldığı için değil. Aklıma Marx’ın mektupları geliyor. Toplasan kitaplarından fazla mektubu vardır. O mektuplarından çok şeyini öğrendik. En başta “insan” olduğunu, kanlı canlı. İçinde her şey vardır; dostu Engels’e özlem, kitabını anlamamış bir yoldaşına sitem, eşi uzaktayken ona duyduğu özlem. Demek mektup insan işidir; o yüzden insan gibi karmakarışık duyguları, seslenişleri, istekleri vardır.

Mektup hep “birilerine” yazılıyorsa cevap için de yazılıyor demektir. Mektubun muhakkak bir alıcısı varsa geri dönütü de olmalıdır. Boş kuyuya mektup yazmıyoruz, birisine sesleniyoruz. Yani cevabı almak için yazıyorsak, yazdığımız kişi yaşıyor olmalı. Kanlı canlı birisinden cevap gelebilir çünkü. Şimdi yaptığımız ise bambaşka bir iş. Bir taraftan okyanusa bıraktığımız şişenin içerisindeki not kadar soyut, keşfedilmeyi bekleyen; diğer taraftan ne zaman bilinmez ama olacak olana şimdiden bir not.

21. yüz yılın daha çeyreğini bile bitirmeden, insanlığın başına gelmeyen kalmadı. Yaşadığımız hayatı göz önüne alınca “komünizm hayali” bir tarafıyla ironik de geliyor. Mutlak kötülüğün ortasında, insan gibi yaşama isteği!

Bu istek pekâlâ tinsel bir hayal de olabilir. Tinsellikten kastım çok acılar çektiğimiz bir dünyaya bakarak ‘’Bunlar geçecek insanlık komünizmi bile kuracak’’ diyebiliriz. Tüm süreçlerden koparılıp bu kesite bakıldığında mutlaka insana bir “acı dindirme” sağlayabilir. Komünizmi bile kuracak insanlık, bu mutlak olarak doğru fakat kıvrıla kıvrıla gelen bir nehri izler gibi de olmayacak, bu da doğru.

İnsanın serüveni, kendisini aramasıyla başlar. Bu yolda yanlış adımlarımız doğrularımız kadar çok. Komünist toplumun “cılız” ataları olarak bir yolda yürüyoruz. En büyük hatamız, zamanında yıkamamış olmak sömürü toplumunu. Yine de geride bıraktıklarımızdan ileri düşünebiliyoruz. Önümüzde hala yıkılmayı bekleyen kapitalist bir düzen var. Mutlaka ama mutlaka bu işi başaracağız. Başka türlüsü düşünülemez.

Ancak bu satırları yazan 21.yüzyıl insanı, böyle giderse bir müddet daha bu kötülükleri yaşamak zorunda kalacak. Yine de direniyoruz, ileride daha iyi anlayacaklar. Direniyoruz. Direnmek güçlenmek değildir, ayak diremektir fakat biz güçleniyoruz. Komünist toplumun kavrayamayacağı saçmalıklarla mücadele ediyoruz. Komünizm, kapitalist toplumda insan kalma uğraşıdır. İnsan kalmaya uğraşıyoruz, değerlerimizi, iyi olanı savunmak için çabalıyoruz.

Komünist toplum, kötülüğe dair ne varsa bittiği noktadan başlar. Şimdi ise kötülüklerin sürekli üretildiği bir düzende yaşıyoruz. Önümüzde çok uzun bir yol var, biliyorum ancak hayal etmeyi de bırakmayacağız. Hayalsiz bir beyin çoraklaşır. Hayaller de umutlarımız gibi bizi güçlü kılan işlerden. Devrimcinin mutlaka ütopyası olmalıdır. Ütopya, aklın egemen duvarlarını yıkabilmektir. Bu bizim zenginliğimizdir.

Söylediklerimin sınırları var, biliyorum. Görebildiğimiz, yaşadığımız çağın aklı kadar hayal edebiliyoruz. Bizler ne kadar dirensek de bu aptallaşmadan nasibimizi alıyoruz. İlk akla gelenler o kadar basit ama insani ki, bu mektup komünizmde okunsa bize acırlar. Mesela, ölmemek istiyoruz, hiç değilse “normal” yoldan ölmeyi istiyoruz. “Sincap gibi” hayatı ciddiye alarak ve hiç ölünmeyecek gibi yaşayarak.

Marx için komünizm baya “keyifçi” bir toplum. Sabah balık tutmak, akşam kitap eleştirisi yazmak, kırlarda gezip dolaşmak… Tatil işidir. Tüm yükünü atmış birisinin yapabileceği işlerdir. Bir şeylere yabancılaşmadan keyifçi olamazsın. Bahsettiğim yabancılaşma iyi anlamdadır. Örneğin insanın kötücül özelliklerinden arınmasıdır. Onlara yabancılaştıkça insanın iyilikleri ve güzellikleri ortalığa saçılacaktır. Belki de en büyük arınma kapitalist düzenin ahmaklaştırmasının ortadan kaldırılmasıdır.

Komünist toplumun en çok müziklerini merak ediyorum. Müzik toplumun duygularının, soyutlamasının bir yansımasıdır. En çok üzüleceğim şey, o müziği duyamamak olacaktır. Aşksız müzik olmaz. Aşkı da duyumsamak isterdim. Aşkı ve sevgiyi insanın dışarısında bırakmak, sosyalizmi insandan kovmak anlamına gelir. Bunlar benim özlemlerim, arzularım.

Bizler, ileriki komünist toplumun larvasıyız. Belimizi doğrultup yürümeye başladığımızdan bu yana bir özlemimiz var. Eşitlik ve özgürlük. Yükümüzün ağırlığı sırtımızda. Sosyalizmin “kokusu” ise burnumuza geliyor. Heyecanlanıyoruz.

Mektuplar tarihe bir notsa bizim notumuz da bu olsun. Bu ahmaklığı yıkacak, komünist toplumun taşlarını döşeyecek, güzel bir dünyayı yaşamanız için bırakacağız.