Milli Eğitim Bakanlığı Yalan İşleri Müdürlüğü

Türkiye’de uzaktan eğitim ilk kez 1956 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü’nde başladı. Ülkemizde uygulanmaya başlanan tarihten bu zamana geliştirilmedi ve buna rağmen COVID-19 pandemisinin yükselişte olduğu dönemlerde Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk biz öğrencileri uzaktan eğitime mahkûm bir hâle getirdi.

16 Mart 2020’de COVID-19 pandemisi nedeniyle başlayan uzaktan eğitim sorunlarla beraber hayatımızın bir parçası hâline geldi.

Uzaktan eğitim için altyapı çalışmalarının yapıldığını eğitim süreci başlamadan dile getiren Selçuk, “Öğretmenlerimiz ihtiyaç hasıl olduğu için talepkâr oldular. Dijital beceri eğitimine binlerce talep geliyor. Artık kişiye özel eğitim verebiliyoruz. Dünyadaki büyük kuruluşların gönüllü desteği oldu. Yüz binlerce öğretmenimizin dijital beceri eğitimi ve sertifika almalarını sağlıyoruz,” dedi. Fakat uzaktan eğitim sürecinde öğretmenlerin kullandığı kaynakların hiçbirini bakanlık karşılamadı. İnternet ya da bilgisayar yoksa öğretmen eğitim veremedi, aynı şekilde bizler de aynı sorunlardan kaynaklı eğitimini alamadık. İlkokuldan üniversiteye kadar birçok öğrenci derslerinden uzaklaşmak zorunda kaldı. Bu süreç mevsimsel veya geçici işlerde çalışan çocuk işçi sayısının artmasına sebep oldu.

Bakan uzaktan eğitimle ilgili konuşurken 16 milyon öğrencinin internete erişimle ilgili bir sıkıntısı olmadığını, sadece mezra ve yaylalarda yaşayan 1,5 milyon çocuğun internet erişimiyle ilgili sıkıntıları olduğunu dile getirmişti. Bakan mecliste de, “16,5 milyon öğrencinin sadece 8 milyon 600 binini EBA’ya sokabildik. Onlar da haftada sadece iki kez giriyordu ortalama olarak,” dedi. Söylediği sayılar arasındaki tutarsızlık bize eğitime vermediği değeri gösteriyor. Sadece mezra ve yaylalarda yaşayan öğrencileri dikkate alıp şehirde yaşayan çocukların internete ve bilgisayara erişimini göz ardı eden bakanlık, derslere ülkedeki öğrencileri katmakta da zorluk çekiyordu. Buna çözüm olarak MEB 500 bin öğrenciye tablet dağıttı, ülkede 16,5 milyon öğrenci varken…

EBA’ya erişmek için internete bağlanmaya çalışan Çınar’ın çatıdan düşerek hayatını kaybetmesi bu sürecin ne kadar yanlış işlediğinin bir örneği olabilir.

Alınan son okulları kapatma kararından bir süre önce yüz yüze eğitimi yavaş yavaş hayata geçirmeye çalışan MEB okulları açma kararı vermişti. Peki eğitimde durum nasıl ilerledi bu süreçte? Pandemi koşullarında gereken tedbirler alındı mı? Bunlar aklımıza gelen en basit sorular. “Okulun temizliği konusunda hangi standartlar olmalı, üç aydır TSE ile çalışıyoruz. İl müdürleriyle her hafta görüşüyoruz ve hangi okullarda hangi eksikler var, bu eksikleri okul okul saptıyoruz. Her bir okulun ihtiyacını belirledikten sonra o okula gönderme şansımız var. Kendimiz ürettiğimiz için tedarikte sıkıntı yaşamıyoruz. Okulların eksiğini gidermekle ilgili sorun yaşamıyoruz. Bunları tamamlayıp ‘Okulum Temiz’ belgesiyle tamamlıyoruz.” sözlerini söyleyen Ziya Selçuk okullarımıza, “Okulum Temiz” belgesi vermek dışında bir şey yapmadı. Kimi okulun temizlik görevlisine kimi okulun ise temizlik malzemesine ihtiyacı vardı. Bu şartlarda biz öğrenciler ve öğretmenler COVID-19’dan nasıl korunacaktı, korunamayacağını geldiğimiz nokta bize açıkça göstermiş oldu.

Peki, soruyoruz: Eğitimi bitiren ne? Sorun pandemi mi yoksa onların bu düzeni mi? Cevabı çok açık. Okullar açıkken “Kantinleri açtık ama siz çocuklarınıza sağlıklı bir kahvaltı yaptırıp okula gönderin.” diyen ve maddi durumu yetersiz olduğu için sağlıklı bir kahvaltı yapma imkânı bile olmayan çocukları görmezden gelen Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un ve onun gibi patronlara çalışanların düzeni bizim elimizden eğitim hakkımızı alıyor.

Solcu Dergisi Kasım Sayısı