Neden Değiştiriyoruz Ki?

Geçtiğimiz günlerde Sözcü gazetesinde ilginç bir haber gündem oldu. Haberi okurken sadece gençlikle ilgili olduğunu sanıyorsunuz ama haber apaçık emekçilerle gençliğin ortak gündemiydi. Yapılan araştırmalar ve haber çok açık ki İstanbul’da yapılan ulaşım zamlarıyla bir merak konusu olmuş.


2019 yılında İBB, tarihinde hiç vermediği kadar öğrenci akbili vermiş. Uzaktan eğitim %40, açık öğretim kayıtları ise ortalama %20 kadar artmış. Anlayacağınız İstanbul’da ulaşımı indirimli kullanmak isteyen binlerce emekçi, öğrenci olmuş.

Türkiye’de işsizlik ve dolayısıyla yoksulluk artınca emekçilerin arayışları düzenin boşluklarında birer imkân avına dönüşüyor. Sınırlı da olsa… Bu arayışta bir sorun olduğu söylenemez. Fakat, bunun bir sonu olmadığını baştan söylemek durumundayız. Ulaşımın, sağlığın, eğitimin, barınmanın ve birçok temel, insani gereksinimlerin bir hak olduğu vurgusunu bir kez daha yapmak zorundayız. Çözümün bu düzende olmadığını da…

Bu araştırma ve haberin yazımızın konusu olması; yoksullaşmanın gündelik hayatın doğrudan konusu olması ve belirli sınıfsal katmanları da es geçmediği gerçekliğiyle ilişkili.

Yani bir öğrenci ile belirli bir maaşla (varsayalım ki asgari ücretin 2 katı bir maaşla…) çalışan bir emekçinin gündemi tekleşmiş halde.
Bunu çok yakın zamanda İstanbul Üniversitesi’nde yaşanan yemekhane zamlarına ilişkin toplumsal tepkiden de görmek mümkün. Ortaya çıkan karşıtlık sadece öğrencilerin ‘öğrenci gündemi’ olarak kalmadı/kalamadı ortak bir gündeme dönüştü.

Bunu sadece bu iki örnekle sınırlandırmak yeterli olmayacaktır. Buraya doğalgaz zamları, KYK borçları ve zorunlu çekilen krediler, banka borçlarını da eklemek mümkün. Bütün bu başlıkların hepsi artık herkesin gündemi. Daha ayrıntılı bir gözlem, ekonomi/iktisat alanının ayrıca gündemi olabilir. Fakat, ortaya çıkan tablo belirli bir örnekten öte bir gerçeklik olduğunu yeterince göstermiş vaziyette. Yeterince politik ve sınıfsal.

Yeni bir tartışma ve yeni kavramlar üzerine tartışmıyoruz. Ülkemizin, patron sınıflar ve onların iktidarı tarafından günden güne kemirilmesi, emekçilerin bununla beraber yoksullaşması, artık ‘özel’ sorunların azaldığını veya tekleştiğini gösteriyor. Derinleşmeye de devam edecek gibi görünüyor.

Durum tespiti yapmak ve sorunların kıyısından köşesinden dolanmak başka yazıların ve başka mecraların konusu. Bu gündemin özellikle bir gençlik mecrasında ve onun kanalıyla yapılıyor olması asıl konumuz.

Türkiye’de yaşayan bir genç olacaksınız ve sorunlarınız olmayacak…  Sadece ekonomik değil, çok boyutlu. Rüyanızda görseniz inanmayın! Bir öğrenci gencin gündelik yaşamındaki beslenme; çay, makarna, simit-poğaça ve okullarda çıkan; ne tadarsanız tadın aynı tadı aldığınız, neyi nasıl yaptıkları belli olmayan yemeklerle beslenmekten ibaret. Okula ulaşımınız da ise akbilinizi aylık yaptırabildiyseniz, akbilinizin geçtiği tüm ulaşımlarla boğuşa boğuşa yol almak.

Barınmak içinse şanslıysanız bir yurtta kalmak… Ki o şansın için de 4 kişilik odaya denk düşmek paha biçilmez bir keyif. Bu genç üniversiteli örneğimizin, burs veya kredi aldığını ve ailesinden bir yardım almadığını düşünecek olursanız aylık harcırahı ortalama 1.000 TL demektir. Yani aldığı para sadece ama sadece örneğini sınırlandırmak zorunda kaldığımız gereksinimlere bile yetmiyor, yetemiyor…
Yettiği örneklerde de iyi yaşanıldığı söylenemez. Aksi bir yanıt tarafgirlik sorunudur.

Sorduğumuz soruyu, şayet böylesi bir düzende yaşamaya devam ediyorsak; her an, her mekânda sormak zorundayız. Birilerinin hayatını değil, bizzat kendi hayatımızı değiştirmeye çalıştığımızı, verilen mücadelenin soyut bir şey olmadığını göreceğiz.
Neleri değiştiriyoruz? Bu çürümüş düzenin önümüze koyduğu tüm kötülükleri. Neyi değiştiriyoruz? Adlı adınca bu barbar, zalim düzeni. Kapitalizmi!

2019’dan bugüne öğrenci sayısının artması keşke düşündüğümüz gibi bir ilerleme ve aydınlanmanın konusu olabilseydi. Bu artış artık bu düzenin çelişkilerinin gittikçe derinleştiği ve çıkışsızlığına ufacık bir örnek. Bir de buna AKP’li Cumhurbaşkanı’nın ‘’herkes üniversiteli olmak zorunda değil’’ açıklaması da eşlik ediyorsa…


Üzerinde tepinilen milyonlarca emekçi biziz! Şimdi bu çelişkilerle yaşamak mı, yoksa değiştirmek mi?

Yüzyıl. Evet, 21. Yüzyıl… Onu değiştirmek!

Neden olmasın?

Üniversiteler, liseler, staj yerlerimiz, çalışmak zorunda kaldığımız gündelik iş yerleri… Buradan başlayabiliriz. Yan yana gelme ve birlikte yürüme fikriyle başlayacak her şey…

Sonra fabrikalar, plazalar, üreteceğimiz her yer!

Ben mi değiştireceğim ve neden değiştiriyoruz ki? Evet, bu sorular ve belki daha fazlası. Yazının ikna etmediği ve edemeyeceği belki sayısız genç…
Yakın zamanda tüm kampüsler ve liselerde ‘’21.YY BİZ DEĞİŞTİRECEĞİZ!’’ diyenleri ve araçlarını sıkça göreceksiniz. Her şeyi bir yazı ve sohbette çözebileceğimizi kim söyledi?

Yaman ONGUN