Okyanusta Dolaşan Yelkenliyi Görme Yeteneğimizi Kaybedersek Ne Olur?

“Öğrencilere, bulutların elektrik yüklü olduğunu gösterebilmekten kıvanç duyuyoruz. Fakat öğrenci bir yandan bu bilgiyi özümlerken, bir yandan da yine bulutlarda ‘okyanusta dolaşan yelkenli’yi görme yeteneğini kaybederse, bu çok üzücü olur.” (Sovyet Profesör Balnikov)

Bu sözün söylenmesinden seneler sonra, 2020 Türkiye’sinde, Gazi Üniversite’sinin bir akademik personeli, Fen-Edebiyat fakültesi dekanı Prof. Orhan Acar, bir video konferans esnasında canlı yayının açık olduğunu unutarak “Kızların resimlerini de görüyoruz böylece, çaktırma” ifadesini kullanıyor. Dekan bu sözü o bu sebepten değil, olanca rezil ve sapıklığıyla söylüyor. Sonrasında da gelen tepkiler üzerine ertesi gün istifa ediyor. Bu sözler sadece ‘bu sözler’ den ibaret olarak algılanmamalı, aslında düzenin yansıması ve çürümüşlüğün itirafı olarak kabul edilmelidir. Orhan Acar bize, pedofiliyi savunan YTÜ profesörü Bedri Gencer’i, Ankara Üniversite’sinde öğrencisine tecavüz eden profesörü, yani Türkiye’ye 10 yıllardır dayatılan siyasal İslamla harmanlanmış kapitalizmin diğer her şeyde olduğu gibi, ahlakta, insanlıkta, eğitimde de yarattığı sapkınlık, cahillik, gericilik çukurunu hatırlatıyor. Kapitalist eğitimin, AKP karanlığı eli değmiş Türkiye versiyonunda, tüm öğrencilerin %48’ini oluşturan kadınların okulunda da güvende olmadığını hatırlatıyor.

Yaşaması için gericiliğe, çürüklüğe muhtaç olan Türkiye kapitalizmi bizlere her alanda bunu dayatıyor. Aksi takdirde hayatta kalamayacağının bilincinde. Sokaklarda, işyerlerinde, okullarda karşılaştığımız her gericilik AKP kapitalizmine bir nefes daha aldırıyor. Bir üstyapı olarak eğitim de, altyapı neyse odur. İktidar neyse ahlakı da eğitimi de odur. Düzenin toptan işlemesi için, düzenin birimlerinde de gericiliğin, iktidarın ideolojisinin hâkim olması gerekiyor. Orhan Acar ve onun gibi olan diğerleri de oldukları yerlerde iktidarın birer temsilcileri.

İşte bu yüzden Orhan Acar bize kendisi gibi olan diğerlerini, gericiliği ve kapitalizmi hatırlatıyor. Hatırlatmak zorunda. Hatırlamazsak birkaçı istifa eder ve gider ama görülmeyen yüzlercesi, belki de binlercesi olduğu yerde tüm karanlığıyla kalır. Öğrenciler ve öğrencilerin profil fotoğrafları öğretmenleri için birer arzu nesnesine dönüşür. Bu yaşanan olay bu yüzden düzenin bir ifşası, bir yansımasıdır. Ve bu meczupların temsil ettikleri iğrençlik ilga edilmediği sürece bu olaylarla karşılaşmak artık bir ‘normal’ haline gelmiş olacaktır.

İktidar ve onunla birlikte kapitalizm tarihin çöplüğüne atılmadıkça öğrenciler bulutların elektrik yüklü olduğunu öğrenebileceklerdir, ama öğretmenlerinin onlara nasıl sapıkça baktıklarını da öğreneceklerdir. Okullarda tacizlerin, tecavüzlerin artmasını, cahilliği, gericiliği görebileceklerdir fakat okyanusta dolaşan yelkenliyi göremeyeceklerdir.

Son olarak; peki okyanusta dolaşan yelkenliyi görme yeteneğimiz var mı?

Profesör Balnikov bu sözleri sosyalizme borçlu. Balnikov’un ülkesinin sosyalizm mücadelesi de gücünü örgütlü işçilerden, köylülerden ve de örgütlü öğrencilerden, gençlerden alıyor. Sapık dekanını en örgütsüz haliyle 12 saatte istifaya zorlayan Türkiye gençliği tıpkı Sovyet gençliği gibi örgütlü olursa gücünü hayal bile edemiyoruz.

Örgütlü gücümüzle sapık profesörleri, gerici iktidarları, kapitalizmi tarihin çöplüklerine atacağız. Örgütlü gücümüzle, bulutların elektrik yüklü olduğunu öğrenirken okyanusta dolaşan yelkenliyi pek yakında göreceğiz.

Nazım Hikmet’in Gençlik Marşı’ndan bir dörtlük ile bitirelim.

“…

Halka açılmalı ardına kadar

Bilimi hapseden altın kapılar

Büyük Türk halkının hakkıdır bilgi

İçtiği su, yediği yemek gibi …”

Sedat Can Beşli