Orhan Gökdemir ile Mafya-Siyaset-Devlet Üçgeni Üzerine

Eskiden mafyanın devletin boşluğunda doğduğu söyleniyordu. Artık devlet koca bir boşluktan ibarettir. Hukuktan arındırılmış devlet devasa bir mafyadır.

Türkiye’nin gündeminde bir haftadır S. Peker tarafından yayınlanan videolar yer alıyor. Esasında herkesin mâlumu olan bu ilişkiler ve çeteleşme ağı, Peker’in bazı çıkar çatışmaları sebebiyle kamera karşısına geçip konuşmasıyla baştan aşağı ifşa oldu. Videolarda geçen isimler, Türkiye’nin yeni tanıştığı kişiler değil. Bizler de bu sebeple konu hakkında soL Portal yazarı Orhan Gökdemir ile konuştuk.

Merhaba, davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkürler. Gündemle başayalım: Son günlerde popüler olan Sedat Peker videoları hakkında ne düşünüyorsunuz? Meseleye sadece bir mafya hesaplaşması, rant kavgası olarak mı bakılmalı?


-Mafya artık devletin dışında değildir. Ancak bu birlikteliği yeni sayamayız. Devletle ile mafyanın birleşmesi 12 Mart darbesinin ardından gerçekleşti. Devletin bir kliğe mafyayı toplayınca arkasında kendi memurları olduğunu fark etti. Mehmet Ağar’ın hocası polis müdürü Şükrü Balcı bunlardan biridir. Mafya ile iç içeydi. Ancak çok güçlenmişti ve onu yakalayan devlet bir yerel iktidar odağı olduğunu kabul etti. Bir tür modern feodalizmdir. Dediklerine bakılacak olursa alınmasının komünizmle mücadeleye zarar vereceğini düşündüler ve mafya-polis birlikteliğini göz yumdular. 12 Eylül bu geleneği devam ettirdi, bütün mafya üyelerinin cebine birer kırmızı pasaport koydu ve ardından MİT’e veya emniyete atadı.  

Buradan “modern devlet”e ulaşıyoruz. Modern devlet açık bir suç örgütüdür. Mafyayı içeren büyük bir mafyadır. Son tahlilde değil ilk tahlilde egemen sınıfın kanlı bir sopasıdır. 

Hâliyle Sedat Peker’e “mafya” diye bakamıyoruz. Bir tür ihalesi verilememiş “Cengiz İnşaat” sayıyoruz. Sistematik olarak milletin anasını bellerken bu kez ihalesini vermeyeni bellemeye kalkışmıştır. Sedat Peker olayının özetidir. Videolarda söylüyor zaten, korumalarım vardı, onlar benimle yurtdışına bile gelirdi, pek çok ayrıcalığım vardı diyor. Yüksek bürokrattır, cebinde kırmızı pasaport vardır, giderleri devlet tarafından karşılanmaktadır. 

Devlet ve mafya ilişkileri geçmişte Pike ve Eymür kitaplarında anlatmıştınız. O günden bugüne bir şeyler değişti mi?

-Pike ve Eymür sırasıyla 1999 ve 2000 yılında basıldı. Demek ki 1990’lı yılların devlet-mafya ilişkilerini konu edinmektedir. Devlet uzun yıllardır mafyalaşıyordu, mafya devletleşmişti ama “hukuk devleti” henüz bütünüyle tasfiye edilmemişti. Mahkemeler ayaktaydı ve bunlardan birinde adaletle karşılaşma ihtimaliniz düşük de olsa vardı.  

Hâliyle suç örgütleri daha temkinliydi. Faili meçhul cinayetler henüz devletin gizli işlerinden sayılıyordu. Ancak Haziran seçimlerinde AKP’nin kaybetme ihtimali ortaya çıkınca birbiri ardına patlayan bombalar devletin cinayet işlerken artık örtüye ihtiyaç duymadığın gösteriyordu. Çünkü hukuk bütünüyle ortadan kaldırılmıştı.

Eskiden mafyanın devletin boşluğunda doğduğu söyleniyordu. Artık devlet koca bir boşluktan ibarettir. Hukuktan arındırılmış devlet devasa bir mafyadır. Ve bu tür hormonlu yapıların ortaya çıktığı yerde bağımsız küçük mafyozlara yer yoktur. Çakıcı koalisyonun MHP kanadının bir unsurudur. Peker koalisyonun AKP kanadının bir unsuruydu. Sadece damat-Soylu kavgasında yanlış yerde saf tuttu. Kaybetti ve herkesi düştüğü çukura çekmeye çalışıyor. 

Yani Pike ve Eymür’ün altından çok sular aktı. Artık ülke o sularda boğuluyor. 


Bugün Türkiye’de gençlerin mafyalığa özendirilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Çeşitli diziler, yaratılan alt kültürler ve hatta “sokağı” anlattığını iddia eden şarkılarda sürekli hissedilebiliyor.

-Gençlerin mafyaya özenmesi bir zorunluluktur. Düzen imam-hatibe tıkıp imama özendiremediği gençlere sadece mafyaya özenme olasılığını bırakmaktadır. Bu düzende aç kalmak istemiyorsanız ya imam-hatip olacaksınız ya da mafya. İkisini de olmak istemiyorsanız, mücadele etmenin, bu imam-mafya düzenini yıkmanın bir yolunu bulacaksınız. Seçenekler çok net. Bu netlik devletin netleşmesinden kaynaklanıyor. Esinini Büyük Fransız Devrimi’nden alan “burjuva devlet” çoktan tarihe karıştı. Bu esinsiz imam-mafya devleti doğrudan bir avuç patrona hizmet ediyor. Eğitimden, sağlıktan vazgeçti. Ordusunu özelleştirdi. Halkla hiçbir bağı kalmamıştır. Devleti halkı için bir devlet, ordusunu halkı için bir ordu hâline getirme sorumluluğumuz var. Kısaca “devrim” diyoruz…


Birçok muhalif diyeceğimiz gencin bile “iyi mafya- kötü mafya” ikileminde olaya baktığını görüyoruz. Peker ve türevlerinin İtalyan mafyası gibi olmadığı söyleniyor. Gerçekten mafyacılık kuralları olan, kendi tabirleriyle ‘raconları ve yasaları’ olan bir şey mi?


-Raconları olan mafyaya “kabadayı” diyoruz. Modern mafya ile hiç ilgisi yoktur. Mahalle-semt ölçeğinde ortaya çıkar. Yasa dışı olmakla birlikte bilek gücüne dayanır ve halka bir düşmanlığı yoktur.

Modern mafya ise dediğiniz gibi İtalya’da türedi. İkinci Dünya Savaşı’nda CIA tarafından Amerikan Ordusu’nun bir eki hâline getirildi. Devamı malum, İtalyan Komünist Partisi’nin iktidara gelmesini engellemek üzere P2-Gladio çetesinin içine dâhil edildi. Yani İtalyan versiyonunun da yüceltilecek bir yanı yok. Türk mafyasını da CIA eliyle İtalyan mafyasına bağladılar. Uyuşturucu ve silah ticareti bu organizasyon içinde yapılıyordu. Papa Suikastı de bu organizasyon içinde yapıldı. Görevi Gladio aracılığıyla İtalyan mafyasına verdiler.

Onlar da bizim mafyanın Abuzer Uğurlu gibi üyeleri aracılığıyla Ülkücü Çeteye verdi ihaleyi. Ağcalar, Çatlılar bu büyük mafya organizasyonunun küçük ayaklarıdır. Papa’yı P2-Gladio çetesi adına vurdular, İslam-Ülkücülük perdesi ile sakladılar. 

Mafyanın iyisi kötüsü ne? Uyuşturucu satanın, kadın pazarlayanın iyisi kötüsü olmaz. Mafya da işbirliği yaptığı yapılar da halk düşmanlarıdır. 


Tüm bunlarla birlikte toplumda büyük bir silahlanma oranı mevcut, silah kullanma yaşı çocuk yaşı diyebileceğimiz noktalara kadar düştü. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Silahlanma hep olur. Bunu Global silah ticaretinden ayrı düşünemeyiz. El altında ve bazen de yasal olur. Çünkü devlet, düzen topluma sürekli güvensizlik duygusunu pompalar, bunun çeşitli biçimlerde istismar eder. Silahlanma, bu istismarın sonuçlarından biridir.

Uluslararası silah tekelleri devletleri de istismar eder, kışkırtır, sahte sorunlar yaratır ve silah satar. Mafya bu ticaretin küçük bir parçasıdır. Aslında mafya uyuşturucu ticaretinin de küçük bir parçasıdır. Çok açıktır, uyuşturucu ticareti emperyalist devletlerin istihbarat teşkilatlarının kontrolündedir. Onlar bu ticaretle birlikte mafyayı da kontrol eder. 

Bunlar, uyuşturucu ve silah, ideal kapitalist sektörlerdir. Emek yoğun işlerden değildir, kâr oranları çok yüksektir. Hâliyle düzenden ayrı düşünebileceğim işlerden değildir.

Son soruyla bitirelim: Mafyalar veya mafyatik örgütlenmeler kendi başlarına “takılan” bağımsız örgütlenmeler midir? Yoksa gerçekten “birilerinin hesabına” mı çalışırlar?


-Yukarıdaki cevaplardan da anlaşılacağı gibi “bağımsız” mafya olmaz. Daha doğrusu devletten, onun uzantılarından bağımsız mafya olmaz. Devletin bilgisi olmadan büyük uyuşturucu kaçakçılığı imkânsızdır. Ama haklısınız mafya “birilerinin” hesabına çalışmaya hep hazırdır. Kimdir o birileri? Paraya ve güce hükmedenler. Para ve güce kim hükmediyorsa mafyanın sahipleri de onlardı.