Özkan Baran Oktay

 Sevgili torunlarımız, öncelikle şunu söylemeliyim ki komünizmde yaşadığınız için size çok imreniyorum. Siz adil ve eşitlikçi bir düzende doğdunuz ve yaşamınızın sonuna dek o düzende yaşayacaksınız. Bu imrenilecek bir şey. Nitekim ben ve benim gibi milyonlarca insan dünyaya sizin gibi bir düzende gözlerini açamadı maalesef. Kapitalizmin bağrında doğan birinin gözünden sizinle konuşmak ve ne kadar şanslı olduğunuzu, bu şansınızı nelere borçlu olduğunuzu bir kez daha size hatırlatmak isterim.

 Kapitalizm akıl almaz bir düzendir. Sizin için şu an hayal etmesi imkansız olan şeyleri benim neslim bizzat yaşıyordu. Bir işçi olan babam yaşadığımız şehirden çok uzak bir yerde çalışmak zorundaydı ve küçüklüğümden beri onu yalnızca tatillerde görebiliyordum. Eski düzen bize bunu vadediyordu. “Bir yerde bir iş bul ve çalış. Tabii bulabilirsen.” deniyordu bize. İşsizlik diye bir kavram vardı evet. İş bulamadığı için çocuğunu okutamayanlar, evine ekmek götüremeyenler vardı. Yalnızca patronun karı için çalışıyordu herkes. Şikayet etmeleri, itiraz etmeleri de kesinlikle kabul edilemezdi. İşçi sınıfı bu haldeydi. Devasa bir işsizlik ordusu ve modern köleler…

 Daha küçük yaşımda iş cinayetleriyle karşılaşmıştım. Babamın anlattıkları korkunç şeylerdi. Çatıdan düşüp her yeri kırılan, bileği kopan ve hatta beton mikserinin içinde kalıp yaşamını yitiren işçiler… Benim çocukluğumda bunlar vardı işte. Bunların hepsi ve daha niceleri yalnızca kazaydı patronlara göre. Mahkemeler de onlara katılıyordu. Doğru düzgün göremediğim babamı gördüğüm nadir zamanlarda da ağzından bunları duyuyordum.

 Tabii yalnızca bu kadar değildi. Okumaları, oyun oynamaları gereken yaşta çalışan çocuk işçiler, normalde alması gereken maaşın yarısını zar zor alabilen, ucuz iş gücü olarak görülen kadınlar vardı.

 Herkesin insanca yaşayabileceği bir evi yoktu. Emekçiler gelirlerinin çoğunu ısınma, aydınlanma, su gibi en temel ihtiyaçlara vermek zorundaydı. Komünist bir toplumda bunu hayal etmek zor ama böyleydi.

 Biraz da diğer şeylerden bahsedeyim sizlere, eğitimimizden örneğin. Sizin için hayal etmesi yine zor olacak biliyorum ama eğitimi parayla satan özel okullar vardı. Çocuklarının çok daha iyi eğitim almasını isteyen aileler yemeyip, içmeyip çocuklarını o okullara göndermeye çalışıyorlardı. Ama o okullara giden öğrenciler de gelecekte sömürülmekten veya işsiz kalmaktan kaçamıyorlardı. Düzen buydu çünkü. Özel okula gitmeyenler de bilimsel eğitim göreceklerine, dini dogmalarla uyutuluyordu. Sözde parasız olması gereken bu okullarda dahi paranız yoksa okuyamıyordunuz.

 Eğitimimiz bunlardan ibaretti. Ülkemizin en iyi okulları bile gericiliğe teslim olmaya zorlanıyordu. Meslek liseli yoldaşlarımız staj adı altında patronların ucuz iş gücüne dönüştürülüyordu. Anlayacağınız kimi öğrenci özel okullarda, kimi devlet okullarında, meslek liselerinde okuyordu ama tüm bu öğrencilerin bir ortak noktası vardı: Gelecek kaygısı. İşsiz mi kalacağım, hayatımı nasıl idame ettireceğim korkusu. Evet daha gencecik yaşımızda; kendimizi geliştirip bilim, felsefe, sanatla ilgilenmek varken biz bunları düşünüyor ve düzene lanet okuyorduk.

 Sosyal hayatımızda da pek bir şey yoktu. Derslerden, özel kurslardan vakit bulabilsek dahi ne sinemaya ne tiyatroya gidemiyorduk. Nadiren sinemaya gittiğimizde ise “Ne kadar pahalı!” cümleleri havada uçuşuyordu. Gerçi inanmazsınız ama sinemaya gitmek için bindiğimiz otobüse bile para veriyorduk. Akıl alır gibi değil!

 Hırsızlıklar, yolsuzluklar, cinayetler, tecavüzler ve tacizler olağan şeylere dönüşmüştü. Ev işleri tamamen kadınların üzerine yıkıldığı gibi şiddet gören kadınlar, çocuklar da toplumumuzda yaygındı maalesef.

 Daha aklıma gelmeyen birçok akılsızlık, eşitsizlik olduğuna eminim. Şu an oturup yazdığım bu kısa mektupta bile eski düzenin iğrenç yüzünü gördünüz. İçinizden konu hakkında çok daha detaylı araştırmalar yapacak olan tarihçiler çıkacağını da biliyorum, o yüzden gerisini sizlere bırakıyorum.

 Kısacası böyle akıl almaz bir düzende yaşıyorduk. O düzen savaş üretiyordu, o düzen gericilik üretiyordu. O düzen dünyaya akılsız liderler, saçma sapan siyasi partiler uygun görmüştü ama biz kaçmayı düşünmedik. Biz mücadele etmeyi seçtik, örgütlendik ve haykırdık: “Bu düzen değişmeli!” diye ve değiştirdik o köhne düzeni!

“Biz bu akılsız, kar odaklı, insanın canını, aklını hiçe sayan düzeni istemiyoruz artık. Biz özgürlük, eşitlik, kardeşlik istiyoruz. Biz ırkçılık, dincilik istemiyoruz; laiklik istiyoruz, yurtseverlik istiyoruz!” dedi örgütlü halk. Ve sonuç olarak güzel ülkemizi hak ettiği, layık olduğu düzenle; Sosyalizmle buluşturduk.

Sizin de ömrünüzün sonuna kadar komünizmden vazgeçmeyeceğinizi ve onu koruyacağınızı biliyorum. O sizin, örgütlü halkın koruması altındadır. Artık kızıl bayrağımız sizlerin ellerinde dalgalanıyor.

Sizlere güveniyoruz yoldaşlar.

Sevgilerle…