Pandeminin Kutusu

Zeus’un isteğiyle Hephaitos, yaptığı heykele Tanrıça Afrodit’in biçimini vererek ilk kadını yaratır. Yaratılan Pandora’dır. İsmi “tüm tanrıların özelliklerini taşıyan” dan gelir. Ancak özelliklerini taşıdığı tanrılar düzenbaz, kötü, hilekâr tanrılardır. Tanrılar, Pandora’ya özelliklerinden birer parça verirlerken ona bir de kutu hediye ederler. Ve kutuyu açmamasını tembih ederler. Ama biliyorlardır ki o kutu bir gün açılacaktır. Kutu açılınca dünyaya hastalıklar, açlıklar, savaşlar, yolsuzluklar yayılır. Bu kutu Pandora’nın Kutusudur.

Burjuva devrimleri kimi zaman emekçi sınıflar ile birlikte, onlarla el ele yapılmıştır. Genelleme yapacak olursak; dünyanın geldiği bir noktadan itibaren emekçi sınıflar olmaksızın devrimler olamaz. Burjuvazi, çıkarlarını tüm toplumun çıkarları gibi göstererek iktidara gelmiştir. İktidara gelirken, emekçi sınıflar onlara bir de kutu vermişlerdir. İktidara gelen burjuvazi elbette o kutuyu açar; kutudan dünyaya ve emekçi sınıflara açlık, gericilik, savaşlar, ölümler, yoksulluklar, şiddet çıkar. Her şeyi yaratan emekçi sınıflar, istemeyerek de olsa kutudan çıkan şeyleri uzun sürelerdir omuzlanmak durumunda kalmışlardır.

İçinden geçtiğimiz pandemi günleri, ‘’Pandeminin Kutusunun’’, bağlantılı olarak burjuvaların elindeki kutunun daha hızlı açılmasını sağladı. İçinden yeni şeyler de çıkıyor, geçmişte sayısız kez çıkan şeyler de tekrar ve daha acı şekilde çıkmakta. Tabi ki bunları omuzlayan da emekçi sınıflar.

Pandeminin, bağlantılı olarak kapitalizmin kutusundan çıkan şeylerden birisi de şiddet, toplum ve insanlık nezdinde minimal ve maksimal şiddet.  İktidarını kaybetme korkusuyla terleyen burjuvazi, mezar kazıcılarını bir şekilde bastırma derdinde. Bu da karşımıza bizi kahreden olaylar çıkartmakta.

Geçtiğimiz günlerde Suriye’deki emperyalist savaştan kaçıp Türkiye’ye yerleşen, 6 yıldır çocuk işçi olarak çalışan Ali El Hemdan 18 yaşındayken, sokağa çıkma yasağından dolayı ceza yememek için kaçmaya çalıştığı sırada polis tarafından öldürüldü.

Tekirdağ Çorlu’da bir grup insan evlerinin önünde otururken polisler gelip bu insanlara hakaretler, tehditler yağdırıyorlar ve kimisine sert şekilde müdahale ediyorlar. Korkup kaçsalardı kim bilir, belki onlar da vurulacaktı polis tarafından.

Kadıköy’de polis ve bekçiler bir moto-kuryeye bir sebepten dolayı küfrediyor ve onu darp ediyorlar. Görüntüler, kullanılan dil ve davranışlar dikkat çekiyor. “Sana vurmam benim kararım olduğu için doğru” cümlesi pek çok şey anlatıyor.

Dünyada ve Türkiye’de bu olaylar artmış durumda; Tekirdağ Çorlu, Edirne Keşan, Diyarbakır Cizre, İstanbul Kadıköy ve Eyüp’ün ardından Zeytinburnu ile Diyarbakır’ın Yenişehir ilçelerinde benzer örnekler yaşandı.

En son ABD’ de yaşanan olay ise çok ses getirdi, getirmeye de devam ediyor. Polis tarafından yere serilen, ‘nefes alamıyorum’ demesine rağmen bırakılmayan George Floyd boğularak ölüyor. Videoya kaydedilen bu olay çok yayılınca eylemler, sert tepkiler patlak veriyor. Bir tarafımız buruk, takip etmekteyiz olanları. Ama bilmemiz, çıkarsamamız gereken şeyler var bu yaşananlardan.

Ali bu iğrenç düzenin gencini, çocuğunu ayrıca göçmenini temsil etmiyor mu? Savaştan kurtulmaya çalışırken en az o savaş kadar zor bir savaşa giriyor Ali. Okuluna gitmek yerine 6 yıldır çalışmak zorundaydı kardeşleri gibi. Yasakta evinde durmak yerine dışarı çıkmak zorundaydı yoksa açlık dışarıdan evlerine gelecekti.

Küfredilen, darp edilen kurye işçi sınıfını temsil etmiyor mu? O da tıpkı Ali ve milyonlarca emekçi gibi sokağa çıkmak zorundaydı. Birçok kurye arkadaşı gibi o da yaşamak için tehlikeli motorunda saatlerce çalışmak zorundaydı. Polisin bu emekçiye karşı verdiğini söylediği karar kendi kararı değildir. Buraya geleceğiz.

George Floyd’u öldüren polisin ırkçılığı, insanlık dışılığı, iğrençliği kapitalizmden, burjuvazinin iktidarından almadığını kim söyleyebilir.

Ali ve onun katili, George ve onun katili, kurye ve karşısındaki polis sınıf savaşımının burjuvazi cephesini kahreden ve kan donduran şekilde gösteriyor bize. Göstermeli de bunu. Tüm emekçi sınıflar, göçmenler, ırkçılığa maruz kalanlar güçlerini fark etmeyip boyunlarına onları boğmak için bastırılan dizleri, kalplerine doğrultan silahları ve onların sahiplerini alaşağı etmedikçe şiddet daha çok artacaktır. İşçi sınıfı kapitalizmden sosyalizmi, ‘’Pandeminin Kutusundan’’ devrimi çıkarmalıdır.

Son olarak; Pandora kutuyu birkaç kez daha açar. İlk seferlerde kutudan, içeride kalan kötüler çıkar. Merak edip tekrar açtığında kutuda sadece umut vardır. Pandora umudu yakalar. Pandora’nın kutusunda sadece umut kalmıştır. Bu düzen değişebilir, değişecektir; işçi sınıfı, emekçi sınıflar umudunu kaybetmemelidir, kaybetmeyecektir. Ve umut örgütlenmektedir!

Sedat Can Beşli