Torba’dan Gençliğe Ne Çıkıyor?

Patronların uzun süredir dört gözle beklediği torba yasa mecliste. 10 Kasım Salı günü 21. maddeden itibaren tekrar mecliste tartışılmaya başlanan yasa tasarısı 51 maddeden oluşuyordu.

Özellikle son yıllarda artan yoksulluk ile birlikte üniversite öğrencilerinin önemli bir kısmı hayatlarını devam ettirebilmek adına çalışmak zorundalar. Ödenmesi gereken yurt ücretleri, bel büken kiralar, ardı arkası kesilmeyen faturalar, beslenme ve ulaşım ücretleri emekçi ailelerin karşılayabileceği boyutları aşalı epey oluyor. Öğrencilerin yoğunluklu olarak çalıştığı iki alan oldukça öne çıkıyor. Bunlardan ilki kafe ve barlar olurken ikincisi ise mağazalar ve AVM’ler.

Kafe ve bar çalışanları çoğunlukla haftada 3  günü geçmeyen süreler ile çalışıyorlar. Sektörde öğrencilerin önemli bir kısmı işletmenin sürekli çalışanı olmayıp, sigortasız çalıştırılıyor. Çoğunluğun okullardan çıkar çıkmaz başladıkları mesainin ne zaman biteceğine ise patronları karar veriyor. Bu saat kimi zaman sabah 03:00 oluyor kimi zaman 05:00… Bu tip iş yerleri birkaç tam zamanlı çalışanı sabit tutup gerekli durumlarda belirli sayıda öğrenciden oluşturdukları havuzlardan, ekstracı olarak da bilinir, günlük işçi temin ediyorlar. Güvence yok, iş garantisi yok, yok, yok!

Mağaza ve AVM’lerde çalışan öğrencilerin nerdeyse hepsi part time olarak çalışıyor. Çalışma günleri çoğunlukla derslerine göre değil; mağazanın en çok satış yaptığı, AVM’ye en fazla müşterinin geldiği güne göre belirleniyor. Okurken çalışmak kavramı günümüzde karşımıza ‘’çalışırken okumak’’ şeklinde çıkıyor. Ne büyük şans ki; bu günlerin ikisi genellikle hafta sonuna denk gelip ders saatleri ile çakışmıyor(!). Çok büyük şanssızlık ki; iki gün işletmeler için yetersiz kalıp öğrenciler hafta içi kimi günler okula gitmeyip mağaza ve AVM’lerde çalışmak zorunda kalıyorlar. Devam ettirmek için işe girdikleri eğitim hayatlarını yine çalıştıkları iş yerinin patronunun cebini doldurmak zorunda kaldıkları için riske atıyorlar.

Mağaza ve AVM’lerde maruz kalınan mobbing, düşük ücretler, gün yüzü görmeden çalışılan uzun saatler, yetiştirilmesi gereken ödevler, çalışılması gereken sınavlar, ödenmesi gereken faturalar… Bunların hepsi birer yazı konusuyken gençliğin hepsini yakından bildiğini varsayarak yasa tasarısı üzerinden devam edelim.

Nerdeyse memleketin AKP’siz yıllarına denk gelmemiş bir nesil olarak iktidarın patronların çıkarları için kullandıkları her yönteme aşinayız. Emek gündemlerinde kullanılan yöntem ise oldukça görünür. Öncelikle patronlar çıkarları için en uygun çalışma şeklini yasal olmasa da fiilen uygulamaya başlıyorlar. Sonrasında ise iktidar önce söylemleri, ardından ise meclise getirdikleri yasa teklifleri ile emek hırsızlığını aklayıp olağanlaştırmak adına adım atıyor. Karşılarında oluşan dirence göre hareket eden iktidar kimi zamanlarda bugün olduğu gibi bazı tasarı maddeleri ve uygulamalarda geri adım atmak zorunda kalıyor. Patronlara verdikleri söz ise baki; istenilen şartları oluşturmak için uygun zamanı beklemeye koyuluyorlar.

Yukarıda bahsettiğim yöntemi açıklamak gerekirse: Bosch ve Arçelik gibi çokça çalışanı olan işletmeler dâhil olmak üzere kimi işyerlerinde uzunca süredir bir yılı dolmak üzere olan her emekçinin resmen işten çıkış işlemleri başlatılıp sonrasında tekrar işe alınmış gibi sigortası yapılıyor. Böylelikle işçinin tazminat hakkı yasal olarak elinden alınmamış olsa da fiilen alınmış oluyor. Tuhaftır ki; meclise geldiği ilk hâliyle torba yasa yukarıda bahsettiğimiz durumu tamamen olağanlaştırırken aynı zamanda bu şekilde işçi çalıştıran patrona ise teşvik vermeyi gündeme getiriyordu. Karşılarında bir dirençle karşılaşıp geri adım atmak zorunda kaldılar. Sözleri ise baki; haklarımızı elimizden almak için en uygun zamanı beklemeye koyuldular.

Süreli iş sözleşmesi: Süresiz sömürü

33. Madde önerisi gereği; 25 yaş altı ve 50 yaş üstü belirli süreli iş sözleşmesinin önünün açılması planlanıyordu. Örneğin bir işçi 3 aylık sözleşme imzaladığı bir işte çalışırken sürekli olarak maksimum performansla çalışmak zorunda ki; ikinci bir üç aylık sözleşme imzalayabilsin. İkinci bir sözleşme olmadığı durumda, yani işe tekrar alınmadığı takdirde yakından tanıdığı işsizlik ile yeniden baş başa…

Güvencesizliğin, işsizlikle her an burun buruna olmanın yanı sıra belirli süreli iş sözleşmesi ile birlikte işçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve işe iade davası gibi haklarının da işçinin elinden alınması söz konusuydu. Bunun tekrarlanma süresinin varyantı ise iki sene.

Örneğin 20 yaşında çalışmaya başladığınız firmada iki sene boyunca 6’şar aylık sözleşmeler ile toplamda dört kez işe alındınız:
Kulağa tuhaf geliyor değil mi? Aynı patron aynı işçi aynı işyeri… 4 kez işsiz kalmak üzereyken işe alındınız! Patronun sizi 5. kez belirli süreli iş sözleşmesi ile işe alma hakkı bulunmuyor. İki sene doldurulduğunda belirsiz süreli iş sözleşmesi imzalaması şart. Bir seçeneği daha var tabii; 20 yaşında iki senede sizin çalışırken edindiğiniz sırt ve eklem ağrılarına sahip olmayan yeni bir işçiyi 5 aylık sözleşme ile işe almak. 22 yaşında cebinizde beş kuruş kıdem tazminatsız, yeni bir iş ararken buluyorsunuz kendinizi.

Emeklilik haklarımız elimizden alınmak isteniyor

Tasarıda bulunan 37. Madde önerisi ise 25 yaş altı işçilerin ayda 10 iş gününden daha az çalıştıkları durumda işçinin sigorta primi ödense de emeklilik priminin ödenmemesi üzerineydi. Tasarıda yer alan madde meclisten geçtiği durumda genç işçilerin önemli bir kısmının emeklilik hakları ellerinden alınmış olacaktı. Yine ne büyük şans ki; bahsedilen madde gereği emeklilik priminin işçinin kendi cebinden ödemesine, muhtemelen aylık aldığı ücretten daha fazla bir miktar, izin veriliyordu…

Çıkartılan maddeler yetmez. Torba yine aynı!

Kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin süresinin uzatılmasının yer aldığı torba yasanın her maddesi patronlara çeşitli ‘’hediyeler’’ sunarken emekçinin sırtına birer sopa indirmeye hazırlanıyor. Uygulamaya geçildiği durumda çokça işçinin etkileneceği süreçten en büyük hasarı genç işçiler almış olacaklar. İktidarı boyunca sürekli olarak artan genç işsizliğin görürlüğünü azaltmak isteyen AKP düzenleme ile birlikte bir dizi adım atmış oluyor.

Tasarının şimdiye kadar kabul edilmiş olan 22 maddesi bile emekçinin haklarını budarken patronlara sınırsız fon sağlıyor. Yasadışı işçi çalıştırmak kelimenin tam anlamıyla iktidar tarafından ödüllendiriliyor. Tasarıyla birlikte gençliğe, sanki sırtına hiç indirilmemiş gibi, işsizlik ve güvencesiz çalıştırılma sopası gösterilmek istendi. Bundan şimdilik geri adım atmış bulunsalar da torba yasa şuan ki hâliyle de patronların sayısız vergi borcunu silerken öğrencilerin KYK borçlarına ‘’faiz yapılandırması’’ tartışmasını içerisinde barındırıyor.

Mağazada saatlerce sen reyon düzelt, memleket yangın yerine dönmüşken satış yapma baskısıyla sen boğuş, kafe ve barlarda eve saat kaçta döneceğini bilmeden onlarca tacize maruz kalarak sen çalış; üç beş zorba gelip emeklilik hakkına el uzatıp, üstüne bir de borçlarını sildirsin.

Yok öyle yağma!

Torba’dan ne mi çıkıyor?

Işıklı vitrinlerin ardında gün yüzü görmeden çalışan, burada bahsetme fırsatı bulamadığımız fabrikalarda, üretimhanelerde memleketi var eden bizler örgütlü olduğumuzda bu zulmü, bu pişkinliği yapamazlar. Patronların siparişle hazırlattıkları yasaları parsel parsel meclisten geçirmeyi planlayan iktidara, AKP’den daha çok AKP’cilik yapan muhalefetin de sözlerine tokuz. Bizleri ne ‘’Biz işçiye istihdam sağlıyoruz’’ diyen patronlar ne ‘’Memleketi ileri taşıyan bir yasa için uğraşıyoruz’’ diyen iktidar ne de bugün ‘’Bizim elimizden yalnızca el kaldırmamak gelir’’ diye kendini savunup yarın bu yasadan nemalanan patronları ziyarete gidip tebrik edecek olan düzen muhalefeti kandırabilir.

Bugün yasa tasarısının gövdesini oluşturan maddeler karşılaştıkları direnç ile birlikte geri çekilmiş oldu.  Yanlış anlaşılmasın; karşılaştıkları direnç salı günü mecliste çıkmadı karşılarına. Emekçiler günlerce irili ufaklı toplamlarda sokakta ve işyerlerinde gösterdi bu direnci. Yarın olası bir depremde bizler patronların elleriyle oluşturdukları enkazlardan yakınlarımızı toplarken bu maddeleri tekrar gündeme getireceklerinden eminiz. Bunun için hazırlıklarının devam edeceği oldukça açık. Buna karşılık gençliğinde kendilerine yapılan saldırıya cevaplarının hazır olması gerekir. 

Bizlerin aç olduğu yanı başımızda kavga edecek olan omuzdur. Gençliğin örgütlü gücü kendisi üzerinde dönen kirli pazarlıkları durdurmaya yeter. Bu torbadan bize çıkan birlikte mücadele etmenin elzemliğidir.Eğer yazıyı okurken aklınızdan‘’Nerede bu omuz verecek onca genç?’’ gibi bir soru geçtiyse, bunu anlatmaya gücüm yetmeyeceğinden henüz iki haftasını doldurmamış bir fotoğraf ile cevap vereyim. Buradalar…

Eda ÇUKADAR