Üniversitede Gericilik Ne Arar?

Provokatif bir soruya oldukça sade yanıtlar aramaya çalışacağız. Eğitim kurumları ne işe yarıyor, gericilik ne demek ve bu iki karşıt gözüken şey birbiriyle nasıl buluşuyor?

 Üniversite, gençler için hayalleri ve hayallerin büyük oranda suya düşmesini aynı anda içinde barındırabilen bir eğitim kurumu halini aldı. Hayatlarımızın önemli bir bölümünü geçirdiğimiz yerin içerisinde yaşanan bazı şeyleri anlamlandıramadığımız ölçüde giderek işlevsel bir şekilde yaklaşmaya başladık. Nasıl ki sıkıcı, kendi ürettiğimize yabancılaştığımız bir işte çalışırken tek derdimizin ay sonunu getirmek oluyor, eğitim hayatına da “bitsin de iş arayayım” şeklinde devam ediyoruz. Biraz karamsar bir tarif olsa da en azından hayatın pratiği içerisinde yaşadıklarımız, rahatsız olduğumuz şeyler bizi buna zorluyor. Sabah gidiyoruz, derse giriyoruz, akşam da çıkıyoruz.

Üniversite böyle bir hal almışken bir de gericilik meselesine bakalım. Bir şeyi geri olarak tarif etmek için ise, ileri bir şeyin olması gerekiyor. Formel bilimler de kullandığımız görelilik kanunu, insanlığın sosyal yaşantısında da karşımıza çıkabiliyor. Örneğin gökyüzündeki yıldızlardan yansıyan ışıklar aslında onların geçmişteki halini bize yansıtıyor, bugün dünyada genel olarak siyaset ve sosyal hayatta dini referansların kullanılıyor olması da orta çağdan gelen karanlığın yansımaları. Hatta o karanlık laiklik cumhuriyet gibi kavramları insanlığa kazandırmak adına verilen onca mücadelenin ardından artık yok. Haliyle bugünkü bu yansımalar da adlı adınca gericilik olarak tanımlanıyor.

Geçtiğimiz ay, işte bu iki paragrafta bahsetmeye çalıştıklarımız Bedri Gencer denilen şahıs ile birlikte bir kez daha yan yana geldi.

“Gayretullaha dokunmak edebiyat değildir. AIDS, Ebola virüsü, Avustralya, Çin gayretullaha dokundu, azap geldi. Maazallah biz de zinayı, livatayı yasallaştırırsak, Allah’ın helal kıldığı yaşta evliliği tecavüz sayarak, mutlu yuvaları bozarak gayretullaha dokunmayalım. Az kaldı.”

Yani diyor ki; salgın hastalıklar, doğal felaketler günah işlendiği için oluyor; çocuk evliliğini yasaklamak günah, eşcinsellik günah biz de bunları yaparsak başımıza fena şeyler gelecek, az kaldı.

Bugüne mi işaret ediyor acaba?

İnsanlar tarafından okumaya bile değer olmayan bir açıklama, hatta hiçbir şey yaşanmasa bile dahi suç sayılabilecek bir açıklama bir üniversite profesör sıfatlı biri tarafından yapılıyor. Tesadüf olmadığını ise ilk günden beri herkes biliyor; Ülkemizde iş cinayetleri fıtrat oldu, evlerden besmeleyle çıkmak kurtuluş umudu olarak gösterildi, şimdi de afetler salgınlar günaha bağlandı. Bedri Gencer ve diğer tüm gericilerin varlığının bir anlamı var. Maalesef artık biliniyor ki; bunlar hayatımızda kapitalizmin yıktığı her şeyin üzerini örtmek için örgütlü bir şekilde bir arada bulunuyorlar; ilkokullarda, mecliste, işyerlerinde, üniversitelerde… 

Evrimin müfredattan kaldırılmasından, zorunlu din derslerine kadar; cemaatlerden, Bedri Gencer’lerden tutun da hacı hoca anmalarına çelenkle katılanlara, siyaset ve toplumun her kademesinde laikliği unutanlara(!) kadar hepsi bir aradalar.   

BİZ NE YAPTIK, NE YAPMALI?

Bu açıklamayı gördüğümüz ilk dakikada, yapmamız gereken şeyin üniversitemizden bir pisliği temizlemek olduğuna karar vermiştik. İlk günden son ana kadar yapacaklarımızı planladık, örgütlü davrandık. Dersini protesto etmeye gittiğimizde karşımızda gördüğümüz şey ise zaten bilindiği üzere bir üniversite profesörü değil dümdüz bir gericiydi. “Cırcır yapma, artistlik yapma, o zaman Abdullah Gül de yargılansın.” Başka hiçbir şey söyleyememesi zaten bir başına kaldığında ne kadar korkak olduğunun kanıtı oldu. Bu yüzden ki sonra, yine sosyal medya üzerinden Bedri’yi savunacağız diye bizlere saldıran gericilerin döküldüğünü gördük.

Sonrasında dersi bırakmak isteyen arkadaşlarımızın yanında olduk, okuldan atılması için dilekçeler topladık.

Türkiye Komünist Gençliği olarak biliyorduk gericiliğin ne anlama geldiğini ve üniversitemizde buna karşı yapacağımız her şeyin aslında ne kadar ülkemizi de ilgilendirdiğini. Ve hemen ardından gericiliğe karşı kalıcı adımlar atmak için çalıştık. Arkadaşlarımızdan bunun için en kritik adımı atanlar, TKP gönüllüsü olanlar oldu. Sanat Tasarım Fakültesindeki arkadaşlarımız 8 Mart’a da doğru giderken ülkemizdeki kadın sorununa değinen bir sergi hazırladılar.

Gericileri kovalarken yerine ne koyacağımızı da bilerek hareket ettik, Bedri’yi yollamak için yaptığımız her şey bundan sonra okulumuzdaki gericilerin sesini kısacak.

NE AŞAMADAYIZ?

Bedri konusunda üniversite yönetimine öğrenciler tepkili, akademisyenler tepkili, okulda çalışan memurlar tepkili… Savunan kimse yok üniversite içerisinde. Neden halen görev başında sorusunu sormaya gittiğimizde, bir takım bürokratik sebepleri gösterdiler. Dilekçeler şu an için hukuk bürosunda ve soruşturma açılıp açılmayacağına karar verilecek. Yıldız Teknik Üniversitesi yönetimini bu açık tavırları ve naifliği hiçbir zaman aklamayacak. Çok açık ki bizlerin öncülüğünde başlatılan tepkiler olmasaydı bu aşamaya gelmeyeceklerdi. Şimdi de komünistler Bedri’yi okuldan yolladı dedirtmemek için uğraşıyorlar. Ancak ne kadar sıkışırlarsa da üstünü örtemeyecekler, biz buradayız ve sonuçlanana kadar devam edeceğiz.

Bugünlerde ise tüm bunlardan öte bir gerçeği hep birlikte yaşıyoruz artık. Okul yönetimine sormamız gereken soru çok basit, ülkemiz bir salgın hastalıkla karşı karşıya; bunun sebebi “gayretullaha dokunmak” değil ise Bedri Gencer’in okuldan yollanması, tüm sıfatlarının elinden alınması gerekmektedir.

Depremde insanlar evlerinden hayatlarından olacak, virüs salgınına karşı alınan “önlemler” dahilinde öğrenciler yurtlarından atılacak; insanlar hayatlarını kaybedecek makarna, kolonya peşinde koşacak birileri de çıkıp üstüne bunları diyecek. Artık bunlara karnımız tok. Bunları dedirtmeyeceğiz, suç sayılacak. Gericiliğin olmadığı, KOVİD-19 salgını karşısında da gerçek bir önlem almak için sıraladığımız talepleri uygulayacağımız bir ülke kuracağız.

Melihcan Gökmenoğlu