Ustalardan Dostluk Öğretisi

  “Aman evladım, kendini bundan (umutsuzluktan) sakın, daha acı, daha mahzun ol, fakat sevincin ve ümidin pırıl pırıl parlasın.” (1)

Bazı kavramlar vardır ki, karşı koymadıkça daha doğrusu gerçeği görülmedikçe daha hızlı tahrip olur. Bir de özellikle gençliği hedef alan ideolojik araçlar var ki, bazı kavramların gerçek anlamını görmeyi oldukça zorlaştırıyor.

“Dostluk” örneğin… dayanışmayı mı gerektirir, bireyciliği mi? Çıkar ilişkisi midir? Karşılıksız sadakat mi?  Derdim bu sorulara yanıt aramak değil, dostluk elbette dayanışmayı gerektirir, elbette karşılıksız sadakattir, birlikte öğrenmek, birbirine öğretmektir. Dostluk, ileri çekmek, birlikte ayakta durabilmektir. Ancak karşımızdaki sınıf öyle sinsice yaklaşıyor ki bu kavramlara, öyle araçlar geliştiriyor ki bir anda kendimizi bu sorulara bireycilik ve çıkar ilişkisi cevabını vermiş ya da en yakın dostumuzu ‘kariyer basamaklarından’’ biri haline getirmiş bulabiliyoruz. Mücadelenin gereğidir, biz de her daim dayanışmayı yükseltmek, dostluk ilişkilerinin en titizini örmek ve hayatı birlikte paylaşabilmek için araçlar geliştirmek zorundayız.

Edebiyatla, sanatla, bilimle, aydınlanmayla.


***

  İki mücadele ‘büyüğümüz’, iki komünist, iki yazar. Orhan Kemal ve Nazım Hikmet. Bursa hapishanesinde birlikte geçirdikleri yıllar, aralarındaki dayanışma, sadakat, dostluk kavramının gerçekliğini görmemiz açısından yeter de artar.

  Orhan Kemal askeriyede Maksim Gorki ve Nazım Hikmet kitapları okumak, “yabancı rejimler” lehinde propaganda gibi suçlardan 5 yıl hapis cezasına mahkûm edilir. Kayseri hapishanesinde ilk şiirini, “Duvarlar”ı yazar. Sonra Bursa hapishanesine nakli gerçekleşir. Nazım Hikmet de aynı yıl askeri mahkemeye çıkarılır ve 28 yıl 4 ay hapse mahkûm edilir. Yolları 1940’da Bursa hapishanesinde kesişir. Nazım Hikmet Orhan Kemal’i tanımıyordur ama Orhan Kemal Nazım’ın şiirlerini hayranlıkla okuyordur. Nazım’ın Bursa cezaevine naklinin haberi sadece Orhan Kemal’de değil, koğuşların tümünde heyecan yaratıyordu.

  Nazım’ın dört duvar arasında bile umudunu kaybetmediğini, öğrenmeye ve öğretmeye büyük bir heyecanla bağlı olduğunu biliyoruz. Onun bu heyecanı, bu dayanışma ruhu Orhan Kemal’in edebi hayatında da bir dönüm noktası olur. Tıpkı Kemal Tahir, İbrahim Balaban gibi. Nazım, Bursa cezaevini bir üniversiteye çevirir, içinde ressamlar, yazarlar yetiştirir…
Orhan Kemal’in mahpushanede yazdığı şiirleri okuyan Nazım, her ne kadar “rezalet, berbat.” gibi değerlendirmeler yaptıysa da Orhan Kemal’deki yazma isteği, edebiyat merakı dikkatini çeker ve onunla dost olmak, daha yakından tanışmak ister.

  Bir süre sonra aynı koğuşa geçerler ve Nazım, Orhan Kemal’in hayat hikayesini dinlemek ister.
“Babam Adanalı hem çiftçi hem avukat. Sert tenkitleri yüzünden tutuklanacağını anlayınca gönüllü sürgünü seçmiş, önce Suriye’de sonra İskenderun Sancağı’nda, daha sonra Lübnan’da yaşamış, ben de beraber kaldım babamla. Oraların eğlence yerlerini ve yoksulların mahallelerini gördüm. Oralarda başıboş bir hayat sürdüm. Adana’ya dönünce gene Çukurova’da işsiz, güçsüz, hedefsiz yaşadım birçok ay…” (2)

Nazım, Orhan Kemal’i rahatlatmak için kendisinin de paşazade, vali çocuğu olduğu halde varlıklı sınıfların ideolojisine kendini kaptırmadığını belirtir.

“Şiirlerimi, hikaye ve romanlarımı hep halkın, işçinin, köylünün, yurdumun çalışkan insanlarının mutluluğu için yazdım”(3) diyordu Nazım, Orhan Kemal’e.

Nazım, edilen her sohbette bir an önce şiir konusunu bırakıp hikaye üzerine konuşmak istiyordu.
Düzyazıya yönelmesini istediğinde “Ne yapmalıyım?” diye sordu Orhan Kemal.

Realist olunuz, diyordu Nazım. Bugün Türkiye’de de senin yaşadığın Beyrut’ta da Adana’da da bir işçi oğlanla bir fabrika işçisi kız arasındaki sevda ilişkisini realist bir görüşle hikâye edebilirsiniz. Böylece Beyrut’ta ya da Adana’da ülkenin belli bir bölgesindeki işçi ilişkilerini de anlatıyorsunuz demektir. (4)

 Nazım, ondan Tolstoy’un Anne Karanina’sı, A.Çehov’un Maske’si, Emile Zola’nın Germinal’i” gibi kitapları, yazım tekniklerine de dikkat ederek okumasını istiyordu. Nihayetinde Orhan Kemal bu kitapları okudu, Nazım’la birlikte yazım teknikleri üzerine günlerce sohbet etti, aynı zamanda Nazım’ın önerisi ve gayretiyle Fransızca öğrendi ve ortaya Orhan Kemal’in ilk düzyazısı Onsekiz Yaş çıktı. Bu hikâyeden sonra Orhan Kemal;

Bende hikayecilik hususunda bir yetenek görüp, ne yapacağımı bana tavsiye eden Nazım Hikmet’tir. O benim hocamdır.” (5) diyordu.

  İçerde Nazım’ın dostluğuyla, öğreticiliği ile tanışan Orhan Kemal şair olarak girdiği mahpushaneden, roman yazarı olarak çıkar. Orhan Kemal’in tahliyesinden hemen önce Nazım “Ben de içerde yapayalnız, ama mutluyum senin hesabına! Sen büyük bir hikayeci olarak buradan çıkıyorsun, ben bir hikayeciye emeğim geçti de bahtiyar oluyorum.” (6) diye dertleşir.

  Orhan Kemal’in tahliyesinden hemen önce Nazım’a yazdığı şiiri paylaşmadan önce, kuracağımız dostlukların bireycilikten, çıkar ilişkilerinden olabildiğine uzak, aynı ekmeği aynı umudu ve aynı mücadeleyi paylaşmanın, birlikte öğrenmenin ve birlikte üretmenin gerçekliğini öğreten ustalarımıza saygıyla…

           NAZIM HİKMET’E

Sen
“Prometenin çığlıklarını
kabakıyım tütün gibi piposuna dolduran” adam,
sen benim mavi gözlü arkadaşım
kabil değil unutmam seni.
26 Eylül 1943
seni yapayalnız bırakıp hapishanede
Bir üçüncü mevki kompartımanda pupayelken
koşacağım memlekete.

Tren

bir gügercin gibi çırpınarak istasyona girecek,

gözü yaşlı bir genç kadına
beş senenin ardından kocasını getirecek
O dem -ki boş verip istasyon halkına-
yanaklarından öperken sevgilimi
sen neşeli mavi gözlerinle bakacaksın
içimden bana..

O dem -ki yürekten her şey atılacak-
ekmek,
        kin,
           hasret
fakat Nazım Hikmet
sen şu kadar kilometre uzakta kalmana rağmen
aydınlık yüreğimin duvarına dayayıp sarı saçlı başını,
atan bir yaz güneşi hüzniyle ağlatacaksın
                                                             arkadaşını!

Günler geçecek
                       ekmek
                           derdi çökecek omuzlarımıza.

Fabrika
Makinalar..
Tezgahım!
Sana şeker kamışı, portakal yollayacağım,
karım yün çorap örecek
her hafta mektup yazacağız
-askere almazlarsa eğer-

Unutabilir miyim seni hiç?
Tahta kurusu ayıkladığımız hapishane gecelerini,
ve radyoda Şark Cephesinden haber beklediğimiz
müthiş anların küfrünü
-Radyonun yanındaki duvara
kurşun kalemiyle
                     abus insan yüzleri çizmiştin
Unutabilir miyim seni hiç?
Hala beton malta boylarında duyuyorum
takonyaların sesini
Unutabilir miyim seni?
Dünyayı ve insanlarımızı sevmeği senden öğrendim,
hikaye, şiir yazmayı
ve erkekçe kavga etmeyi senden!
                                                                Bursa 943
                                                                           Orhan Kemal

KAYNAKLAR
1- Kemal Sülker, Bilinmeyen Mektuplarıyla Nazım Hikmet Orhan Kemal Dostluğu
2- a.g.e
3-a.g.e
4-a.g.e
5- Orhan Kemal, Nazım Hikmet’le 3,5 Yıl, Everest Yayınları
6- a.g.e

Çekdar Aslan