Yeni Bir Kâr Kapısı: Uzaktan Eğitim

Uzaktan Eğitim Kimin İçin?

Salgın dolayısıyla bahar dönemi boyunca uzaktan eğitim uygulandı. Bu durum Türkiye’de eğitimin niteliğini herkese bir kez daha sorgulattı. Görünen köy kılavuz istemez, MEB’de YÖK’te sınavı geçemedi.

MEB bünyesinde olan Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Burhanettin Dönmez de sorgulamayı yapanlardandı. Hürriyet’te bu süreci değerlendiren bir yazı yayımladı, MEB’in alt yapısının olmamasına rağmen çok kısa bir sürede önemli bir başarıya imza attığını anlatıyor. Üniversitelerinse mevcut uzaktan eğitim altyapıları sayesinde süreci daha iyi karşıladıklarını belirtiyordu.

Anlaşılan Dönmez için uzaktan eğitim, derslerin canlı yayınlanabilmesi ve buradaki teknik alt yapının oluşturulmasından ibaret. Peki öğrencilerin buna erişimi var mı? Öğrenciler bu dersleri dinlemek ve çalışmak için gerekli alana sahip mi? Dönmez bunları hiç düşünmeden o koltukta nasıl oturabiliyor…

Peki, emekçi ailelerin çocukları için uzaktan eğitim ne anlama gelmekte? Öğrenciler, zaten kutu kadar olan evde bir şekilde derse ulaşsa bile o dersi verimli bir şekilde değerlendirmesi mümkün mü? Emekçi çocukları için uzaktan eğitim eşittir okulun olmamasıdır. Denklem basit, okul yoksa mahalledeki atölyede çıraklık yaparsınız.

TÜİK’e göre Türkiye’de 720 bin çocuk işçi var, doğru rakamın en az bunun iki katı olduğunu tahmin etmek zor değil. Virüsün faturasını emekçiler canlarıyla ödemeye başlamışlardı, şimdi de çocuklarının hayatları ipotek altına alınıyor. Veriler virüs sonrasında Türkiye emekçilerinin daha da fakirleşeceğini gösteriyor. Çocuk işçilik artacak, öğrenciler okullarına devam etmek için önce iş bulmak zorunda kalacaklar.

Dönmez bunlarla kalmıyor, “ÖĞRENCİYİ SINIFA MAHKUM ETMEK ARTIK KABUL EDİLEBİLİR BİR UYGULAMA DEĞİL” diyerek bu uygulamanın değişmesi gerektiğini söylüyor.

Benzetmeye bakıldığında her şey apaçık ortadır. MEB’in öğretmene değil gardiyana ihtiyacı vardır, eğitim değil ıslah bakanlığıdır. Dönmez’in bu benzetmesi bir skandal değil olanın malumudur. Türkiye’nin eğitim politikası “dindar ve kindar nesil” yetiştirmek üzerine kurgulanmıştır. Bu ilan edileli epey oluyor.

Ne istedikleri açık, gençler hiçbir şeyi sorgulamasın ne evrimi öğrensin ne de tarihi anlayabilsin. Üretim bandında yerini alsın yeter. Çocuklar çizgi film izleyeceklerse, Menderes babalarına yapılan zulmü öğrenmek için izlesinler. Dolayısıyla gardiyan yeterince iş görür. Şeker Portakalı’na müstehcen damgası vurup, okutan öğretmene soruşturma açmışlardı hatırlarsanız. Şeker Portakalı MEB için fazlasıyla müstehcendir, doğru.

Dönmez yazısının sonunda pandemi sonrası için “Özellikle bilgi edinme amaçlı, öğrencinin okuyarak öğrenebileceği ve başarabileceği bazı derslerin ya da bazı derslerin bir kısmının uzaktan eğitimle yapılması düşünülebilir. Bu bağlamda dünyanın, yüz yüze eğitimle uzaktan eğitimin iç içe olduğu karma bir modele doğru gittiğini görmek gerekiyor.” değerlendirmesini yapıyor. Başkan emekçi öğrenci ve gençler için kararını vermiş, bilgiye ihtiyaçları yok, ıslah olsunlar yeter.

Pandemi sonrasında uzaktan eğitim, patronlara yeni kar kapısı aramaktan başka bir şey değildir. Çocuk ve gençler için uzaktan eğitim demek çalışmak için zaman yaratılmasının dışında bir şey değildir.

Türkiye’de eğitim artık bir çileye dönüşmüştür. Çare net, sosyalizm. Türkiye’de laik ve bilimsel eğitim acil bir ihtiyaçtır, ertelenemez. Bunu istemek en doğal hakkımız. Sosyalist Türkiye’de okullara hapishane benzetmesini bir bakanın yapmasını bırakın, kim yaparsa deli muamelesi görür.

Selim Deniz Rüşvenli

Not:

Yazının bütününü okumak isteyenler için link: https://www.hurriyet.com.tr/egitim/pandemi-doneminde-uzaktan-egitim-ve-turkiyede-egitimin-gelecegi-41529246