YENİ İNSANIN ROMANI: İNSANLIĞA UÇUŞ

Zaman zaman hepimizi benzer ölçüde zorlayan ve akıl sağlımızı sınayan bu düzende çaresiz hissettiğimiz çok fazla an olabiliyor. Bunun bir sonucu olarak insan ilişkilerini anlamlandırırken de çok kez umutsuzluğa düşebiliyoruz. Böyle hissettiğim anlardan birinde rastladım ilk kez bu romana. Bu dönemde ise hem zorlu salgın koşulları hem de büyük bir akılsızlık ile mücadeleye devam ederken; hele de mevzular oldukça sık bir biçimde “insanca tavır” tartışmalarına dönüyorken bu romanı tekrar hatırlamanın faydalı olacağını düşündüm.  Kötü ve kasvetli düşünceleri kafamdan uzaklaştırmak için kitapçıları dolaşmaya çıktığımda karşılaştığım bir dostumun tavsiyesi ile alıp hızlıca okumuştum. İnsana iyi gelen kitaplardan diye bahsetmişti…

Sonrasında da birçok kez karşılaştım bu romanla. Benim için en etkileyici olan karşılaşmalardan biri kuşkusuz Küba Devrimi’nin eşsiz önderlerinden Ernesto Che Guevera’ya dair olandı. Ernesto, Meksika’daki sürgün günlerinde yoldaşlık ettiği Raul Castro sayesinde tanıştığı ve Meksika’daki Sovyet büyükelçiliğindeki o dönem görev alan (aynı zamanda üniversitede okumaya devam eden) Nikolay S. Leonov’a ilk tanışmasında yeni insan üzerine bu kitabı da soruyordu: “Ernesto, ayrılmadan önce benden kendisine üç kitabın İspanyolca çevirilerini bulup bulamayacağımı sordu. Bunlar, Nikolay Ostrovski’nin ‘Ve Çeliğe Su Verildi’, Dimitri Furmanov’un ‘Çapayev’ ve Boris Polevoy’un ‘İnsanlık Uğruna’ydı.” (1) Her üç kitabın da elçiliğin sürekli el altında “hediyelik malzeme” olarak bulundurduğundan bahseden Leonov, birkaç gün sonra konsolosluğa uğrayan Ernesto’ya bu kitapları verdiğini de anlatıyordu devamında. Daha çok etkilendiğim diğer karşılaşma ise bundan tam 60 yıl önce bugün insanlık adına uzaya çıkan Yuri Gagarin ile kitabın gerçek hayattaki kahramanı Aleksey Meresef’in birlikte olduğu bir fotoğraf karesi oldu. Sovyetler Birliği Kahramanı Aleksey Meresef, Yuri Gagarin’i uçuşundan dolayı tebrik ediyor fotoğrafta. (2)*

Kitap ilk basımını Habora Yayınevi’nden yapmış ancak daha sonrasında farklı isimlerle, farklı yayınevlerinden de basılmış. Toplamda üç farklı yayınevinden farklı zamanlarda çevrilen ve en son bu hafta içerisinde Yar Yayınları’nın çevirisi ile okurlarla buluşacak olan kitabın başlığına değişik isimler verilmiş. Kitabın yazarı ise önsözünde şöyle belirtiyordu: “Kitaba ‘Gerçek İnsanın Öyküsü’ adını verdim, zira Aleksey Meresef gerçekten de yeni Sovyet insanıdır. Ki, Herman Göring, şerefsiz ölümüne kadar onu anlayamadı. Bu insanı, tarihin derslerini unutmaya eğilimli, Napolyon ile Hitler’in yolundan gitmeyi gizlice düşünenler hâlâ da anlayamıyorlar. Bu yeni Sovyet insanının öyküsü böyle ortaya çıktı.” (3) Peki, devrim mücadelesinin daha en başındayken Ernesto’ya kendini aratan, yazarın ön sözünde tarihe iddialı atıflarda bulunmasını sağlayan bu roman ne anlatıyor?

Kitap kısaca 2. Dünya Savaşı sırasında bir hava saldırısında düşen uçağın içinden sağ kurtulup günlerce ormanda sürünen, sonunda ise iki bacağını birden kaybetmesine karşın savaş pilotluğuna devam etmek için mücadele eden ve öyle ki bu mücadelesi ile “gerçek insan” olarak tanınan Aleksey Meresef’in öyküsünü anlatıyor. Boris Polevoy’un önsözde belirtmesinden anladığımız üzere bu gerçek bir öykü. Pravda gazetesinin muhabiri olan Boris Polevoy, son dokuz günde kırk yedi düşman uçağı düşürdükleri bilinen cepheye, bu kahraman pilotları yazmaya gittiği zaman kesişiyor Aleksey ile yolu. Aleksey uçaktan inerken, yemek yerken öylesine normal ve rahat ki gece sığınağa uyumaya girdiklerinde protez bacaklarını görünce geçirdiği şoku anlatıyor Polevoy. Israrcı olmaktan çekinerek ama merakını da gizleyemeden soruyor bu bacakların ve iradenin öyküsünü. Sabahki uçuşuna aldırmadan tüm gece öyküyü anlatan Meresef’i dinliyor. Dinlediklerinin bir eşi benzeri olmadığını hissettiği andan itibaren Polevoy masanın üzerindeki “üçüncü hava filosunun savaş uçuşlarının günlük defteri” başlıklı defteri alarak bir yandan yazmaya başlıyor. Bu hikâyeyi Pravda’da yazmak isterken sonraları ertelenen vakitlerle birlikte aradan üç yıl geçtikten sonra bir kitaba dönüştürüp çıkarıyor önümüze. 1946 yazında “Gerçek Bir Adamın Hikâyesi” “Ekim” dergisinde yayınlanıyor.  Polevoy için üç yıl aradan sonra eserin yaratılmasındaki temel itici güç ise, Hermann Goering’in Nürnberg duruşmaları sırasında yaptığı gönülsüz itiraf oluyor:

“Bu bir suç değil, kötü bir hata idi. Yalnız şunu itiraf edebilirim ki; asında tedbirsiz davrandık ve savaşın gidişi açık olduğu hâlde biz, birçok şeyi bilmiyor, bilemiyormuşuz. Birçok şeyi aklımızdan bile geçirmemişiz. En önemlisi biz Sovyet Ruslarını tanımamış ve anlamamıştık. Onlar bizim için bir bilmece idiler, bilmece olarak da kalacaklar. En iyi istihbarat servisi bile Sovyetlerin gerçek askerî varlığını açıklayamaz. Ben topların ve tankların sayısından bahsetmiyorum. Biz bunu aşağı yukarı biliyorduk. Ben onların sanayisinin kudret gücünden ve hareketliliğinden bahsediyorum. Ben, insanlarını, yabancılar için daima bir bilmece olan Rus insanlarını kastediyorum. Napolyon bunu anlamadı, biz de Napolyon’un hatasını tekrar ettik.” (4)

Romanı keyifli, öğretici ve eşsiz kılan şey tek başına Meresef’in öyküsü olmaktan öte birçok Sovyet insanının da hayatına dair kısa öyküler içeriyor olması.  Savaşta ana yurtları için zorlu büyük bir mücadeleye girişmiş olan Sovyet vatandaşlarının umutları, sevdaları, korkuları, cesaretleri, bilinçleri, umutsuzluğa düştükleri anları iç içe okuyabiliyoruz. Sahi bugünün kahramanı olan Sovyet insanları; hiç zaafları olmayan, korkuya ve ümitsizliğe kapılmayan insanlar mıydı? Buna elbette yanıtımız hayır olacak. Mükemmel değiller ancak devrimin tohumlarını atmaya çalıştığı bu “gerçek insanlar” gösterdikleri irade ile muhteşemler!

Devrimin insanlarının her yönüyle gösterilmesi, kitabı hem okunabilmesi açısından daha keyifli, daha inandırıcı kılıyorken hem de bu düzenin içerisinde örgütlü bir yaşama kültürü kurmaya çalışan ve çürümeyi reddeden bizler açısından başka kapıları aralıyor. Umutsuzluğa kapılanı diğer yoldaşının elinden tutup kaldırması ise başka bir güveni tazeliyor insanın içinde. Ölüm döşeğinde olsa bile yanındaki yatakta kalan yoldaşını düştüğü umutsuzluktan çıkarabilen Vorobyov, bacaklarını kaybetmenin ve bir daha pilotluk yapamayacağını düşünen acı içindeki Meresef’in yardımına okuduğu bir dergiden bulduğu makale ile koşuyor. Birinci Dünya Savaşı sırasında ayağı kesilen bir askerî pilot, Teğmen Valerian Arkadieviç Karpoviç’in takma bir ayak ve ısrarlı bir çalışma ile orduya geri döndüğünden bahseden makale, kendisine olan inancını yitirmiş genç bir adamı ikna etmesine yardımcı oluyor:

Komiser, kurnazca sordu:

– Okudun mu?

Aleksey, gözlerini satırların üzerinde dolaştırmaya devam ederek susuyordu.

Komiser tekrar sordu:

– Ee, ne diyorsun?

– Fakat onun sadece tabanını kesmişler.

– Evet ama, sen Sovyet adamısın!

– O, “farman”la uçmuş. Farman uçak mıdır? Raf gibi bir şeydir. Farman ile herkes uçabilir, onu idare etmek için ne ustalık ne de hız gerekir.

Komiser tekrar etti:

– Fakat sen Sovyet adamısın!

Aleksey, gözlerini makaleden ayırmadan, elinde olmadan olarak tekrarladı:

– Sovyet adamı! Sonra solgun yüzünü içinden gelen bir pembelik kapladı. Aleksey herkese şaşkın ve sevinç dolu gözlerle baktı. (5)

Takılan protezleri ile yeniden yürümeyi öğrenen Meresef’in iradesinin hayran bıraktığı anları ardı ardına okuyoruz sonrasında. Öyle ki hastaneden sonra gönderildiği bir sanatoryumda iyileşirken Meresef’in yürüyüş ve koşma eğitimi aldığına ve hemşire Zinochka’nın yardımıyla dans etmeyi bile öğrendiğine tanık oluyoruz. Cepheye dönebilmek ve yeniden savaş pilotluğuna dönebilmek amacıyla askerî doktoru ikna etmek için yaptığı bir dans gösterisinde şu satırları okuyoruz:

“Askerî doktor Albay Mirovolski, elinde soğuk bir bira bardağı ile açık pencerenin önünde oturmuş Meresef’ten ve onun alev saçlı arkadaşından gözlerini ayırmıyordu. Mirovolski doktordu, dahası var; askerî doktor. O sonsuz tecrübelerinden, ayakların, protezlerden çok farklı olduğunu biliyordu. İşte şimdi şu esmer, tıknaz pilotun küçücük zarif eşiyle ne kadar güzel dans ettiğini seyrederken bunun bir yanılsama olması fikrinden kendini kurtaramıyordu. Aleksey, el çırpanların ortasında ellerini yan taraflarına ve yanaklarına vura vura büyük bir ustalıkla «Brinya» oyununu oynadıktan sonra heyecanlı bir tavırla albayın yanına gittiği zaman, Mirovolski onun elini saygıyla sıktı.”(6)

Savaştan sonra romanın umutsuzluğa kapılan insanları hayata döndürdüğü yazılıyor hep. Bu özelliğinden ötürü olmalı; yazıldığı dönemde olduğu kadar hâlâ sahiplenilen ve sevilen kitaplar arasında yer alıyor Rusya’da. Daha sonraları Prokofiev tarafından operaya dönüştürülürken Alexander Stolper’in yönetmenliğinde filmi de yapılıyor. Vietnam patriotlarının bu kitabı okuyarak elden ele birbirine verdiği yazılıyor. Aynı kaynağa göre Yunanistan Komünist Partisi’nin (KKE) önderlerinden, Yunan anti-faşist direnişinin kahramanlarından ölüm cezasına çarptırılan Nikos Beloyannis ve o sıralarda tutsak olan Nâzım Hikmet hapisten yazıyor kitaba hayranlığını. (7)

İnsanca yaşamak üzerine kurulan bir düzenin, büyük ve korkunç bir savaşın ortasında bile ortaya çıkardığı insan iradesini görmek ve sosyalizmin yeni insanını anlayabilmek için iyi bir fırsat sunuyor roman. Üstelik romanda çizilen yeni insan profillerinde, Lenin’in de sosyalizmin kuruluşunda kullanmaktan başka yolu olmadığını belirttiği “soyut insan malzemesi ile ya da bizim için özel olarak hazırlanmış insan malzemesi ile değil, kapitalizmin vasiyetinde bize bıraktığı malzemelerden insanlar” konu alınıyor. (8) “Ya düzenin değişmesi insanlığı değiştiremezse” gibi alışıldık korkular sayfaları çevirdikçe yıkılıveriyor. Bugünden dünyaya baktığımızda ağır basan umutsuzluğu ve çürümeyi yıkan; dayanışmanın, kol kola girmenin, insanlığa güvenmenin tek çare olduğunu eşsiz biçimde hissettiriyor.

Eylül E.

(1) Nikolay S. Leonov, Raul Castro Devrime Adanmış Bir Yaşam, Yazılama Yayınevi, 2016, s.21

(2) http://sputnikimages.com/hier_rubric/photo/15824.html

(3) Boris Polevoy, İnsanlığa Uçuş, Ceylan Yayınevi, 2017, s.21

(4) İnsanlığa Uçuş, s.19,20

(5) İnsanlığa Uçuş, s.157,158

(6) İnsanlığa Uçuş, s.270

(7) http://www.lib.ru/PROZA/POLEWOJ/chelowek.txt

(8) Mesut Odman, Her Zaman Sosyalizm, YGS Yayınları,2000, s.46

*

100.yaş gününde adına yaptırılmış pul